Abdulhak Hamid Tarhan

 
 
            ABDULHAK HAMİD TARHAN 
            5 Şubat 1852’de İstanbul Bebek’te doğdu.  Babası tarihçi ve
diplomat  Müverrih  Hayrullah Bey,  annesi kafkaslardan kaçırılmış
bir cariye olan  Münteha Hanımdır.  Eğitimine küçük yaşta mahalle
mektebinde  başlayıp,  Rumeli  Hisarı  Rüştiyesi’nde  devam  ettiren  
Hamid,  Tahsin Efendi gibi  çok değerli hocalardan da  özel dersler
aldı.  On yaşında iken  babası ile   Paris’e gitti  ve  eğitimine orada
devam etti.  1864’de İstanbul’a döndü.
            1865’de babasının  Tahran Büyük elçisi olarak  atanması ile
onunla Tahran’a gitti.  Burada farsça öğrendi  ve  İran Edebiyatı’nı
tanıma fırsatı buldu.  Babasının ölümü ile  1867’de  İstanbula dönen
Hamid,  1873’de Recaizade Ekrem’le tanıştı ve yazarı “ikinci üstad”
olarak kabul etti.  Onun  “birinci üstadı”  dönemin genç yazarlarını
etkisi altına alan Namık Kemal’di.
            1874’de Pirizadelerden Fatma Hanım’la evlendi. Evliliğinin
ilk yıllarında ilk şiirlerini yazdı. 1876’da Fransa elçiliği IInci katibi
olarak Paris’e gittiğinde Fransız Edebiyatıyla da yakından ilgilendi.
Berlin sefaretliğine atandığında Rize’de bulunması nedeniyle Batum 
Kırım yolu ile Berlin’e gitmek istedi. Bu yolculuğunda Kırım  Savaşı 
yapılan yerleri gözlemleyerek, Sivastapol Manzumesi’ni kaleme aldı. 
Odesa’dayken Berlin’e gitmekten vazgeçen Hamid, Berlin sefaretliği
görevinden istifa etti.
            1881’de  Yunanistan Golos konsolosluğuna atandı ve burada
üç yıl kaldı.  Eşinin hastalanması nedeni ile havasının iyi geleceğini
düşündüğü Bombay konsolosluğuna atandı. Üç yıl kaldığı Bombay’da
doğanın güzellikleriyle çoşkun şiirler yazdı. Eşinin hastalığına verem
teşhisi  konunca İstanbul’a döndü. Bu dönüş yolculuğunda İstanbul’a
varmadan eşini  Beyrut’ta kaybetti.  Eşini toprağa verdiği  Beyrut’ta
kırk gün kaldı ve hergün eşinin kabrini ziyaret etti.Ünü imparatorluk
sınırlarını taşan  ” Makberi ”  Beyrut’ta eşi Fatma Hanım için yazdı.
İstanbul’a döndüğünde kendisini edebiyata verdi.
            1886’da Londra’ya giden Hamid,1890’da İngiliz Bayan Nelly
ile evlendi. 1895’de Lahey elçiliğine atandı. 1897’de Londra Elçiliği
Müsteşarı olarak  Londra’ya  döndü.  İkinci eşide  verem hastalığına
yakalanan Hamid,  1911’de Bayan Nelly’i kaybetti. 1911’de ailesinin
etkisiyle Cemile Hanım’la yaptığı 3 ncü evliliği yirmi gün sürdü.
            Daha sonra 18 yaşındaki  Belçikalı Bayan Lüsyen (Lucienne)
ile evlenen Hamid, Meclisi Ayan üyeliğine getirildiği için İstanbul’a
döndü.  Daha sonra Meclis Başkanı olan Hamid, 1 nci Dünya Savaşı 
sonunda  Viyana’ya gitti.  Burada ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya
kalan Hamid,  eşinden dostça ayrıldı.  Bir  İtalyan Kontu  ile evlenen 
Lüsyen Hanımla yazışmayı sürdürdü. Eski eşi Lüsyen Hanım 1927’de
İtalyan eşini ve Kontes ünvanını terk ederek Hamid’e geri döndü.
            Köklü, eski ve ulema bir aileden gelen Hamid,  hayatının her
döneminde yüksek mevkilerde bulunmuş  ve  dünyanın  bir çok yerini
görme fırsatına erişmiştir.  Tanzimatı,  Birinci ve  İkinci Meşrutiyeti
ve Cumhuriyeti yaşamış bir şairdir.
            Tanzimat,  Edebiyat-ı Cedide,  Milli Edebiyat ve Cumhuriyet
devri edebiyatlarını tanıyan sanatçı, Türk Edebiyatında “Şairi Azam” 
sıfatı ile tanınır.Türk şiirine serbest düşünceyi ve Türk tiyatrosuna da
felsefeyi getirmiştir.
            TBMM’de 3.,  4. ve 5. dönemlerde İstanbul Milletvekilliği de
yapan şairimiz  12 Nisan 1937’de  Maçka  Palas’ta  hayata gözlerini 
yumdu ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilen ilk kişi odur.
 
 
Elveda Diyemedik 
Yıldızsız bir geceydi.
Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretleydim,
Sürgündüm çok uzaklardaydım.
Ve gözlerin di sürgün sebebim..
Çok çabuk çekildin hayatımdan,
Kaderlerle el eleydin.
Bense kaderlerle sarhoş..
Yarım kalmıştı hikayemiz,
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden,
Belki de hayatımdan..
Duymadın haykırışlarımı, acılarımı,
Benimsin sanmıştım, uçtun avuçlarımdan,
Tutmadım, gitme de diyemedim..
Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda.
Zaman çok kısaydı bizim için,
Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar,
Ne de elveda diyebilecek kadar..
Abdulhak Hamid TARHAN
 
 
 
İçimde Sen   
İçimde sen
Nihal’e
Yine gece, yine hüzün
Ve yine içimde sen
Ve yine biliyor musun?
İçimde sen olunca hüzün de güzel..
Abdulhak Hamid TARHAN
 
 
M a k b e r
Eyvah! Ne yer, ne yar kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zar kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden.
 
Ben gittim, o haksar kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
Baki o enis-i dilden eyvah,
Beyrut’da bir mezar kaldı.
 
Bildir bana nerde, nerde Yarab,
Kim attı beni bu derde Yarab?
Nerde arayayım o dil rübayı,
Kimden sorayım bi-nevayı?
 
Derler ki unut o aşnayı,
Gitti tutarak reh-i bekayı,
Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu macerayı?
 
Sür’atle nasıl da değişti halim,
Almaz bunu havsalam, hayalim.
Çık Fatıma! Lahdden kıyam et,
Yadımdaki haline devam et.
 
Ketmetme bu razı, söyle bir söz,
Ben isterim, ah, öyle bir söz.
Güller gibi meyl-i ibtisam et,
Dağ-ı dile çare bul, meram et.
 
Bir tatlı bakışla, bir gülüşle,
Eyyamı hayatımı tamam et,
Makber mi nedir şu gördüğüm yer?
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber?
Abdulhak Hamid TARHAN
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın