Arif Nihat Asya

 
    
             
             A R İ F   N İ H A T   A S Y A
             Asıl adı Mehmed Arif olan Arif Nihat ASYA 7 Şubat 1904’de Çatalca’nın
İnceğiz köyünde doğdu. Balkan savaşından sonra İstanbul’a geldi. İlk öğrenimini
Kocamustafapaşa ve Haseki Mahalle mekteplerinde tamamladıktan sonra Gülşeni
Maarif Rüştiyesi’ne girdi.Öğrenimine yatılı olarak Bolu ve Kastamonu  Lisesinde
devam eden Arif Nihat ASYA, 1928 yılında İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen 
Okulu Edebiyat Bölümünden mezun oldu.
             Adana, Malatya,Edirne,Tarsus, Ankara ve Kıbrıs’taki liseler de Edebiyat
Öğretmenliği yaptı.TBMM 1950-1954 dönemi Adana,1954-1958 dönemi Eskişehir
Milletvekilliği yaptı. Ankara Gazi Lisesinde Edebiyat Öğretmeniyken 1962 yılında
emekli oldu.
             Yeni İstanbul  ve Sabah gazetelerinde  yazılar yazdı.  Adana’nın Kurtuluş
Günü olan 5 Ocak günü için yazdığı “Bayrak” şiiriyle ünlendi ve  “Bayrak Şairi”
olarak anıldı.Milliyetçi şiirleriyle daha çok dikkat çeken Arif Nihat ASYA; yurdun
güzelliklerini,doğasını anlatan, kimi zaman yergici ama Türklüğü yücelten şiirleri
ile tanınır. Adana’nın Kurtuluş Günü olan 5 Ocak 1975’te Ankara’da vefat etti.
             Sırasıyla Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir
Bayrak Rüzgar Bekliyor(1946), Kanatlar ve Gagalar(1946),Rubaiyyat-ı Arif(1956),
Kubbe-i Hadra(1956), Enikli Kapı(1964),Kökler ve Dallar(1964), Emzikler (1964),
Kıbrıs Rubaileri (1964), Dualar ve Aminler (1967), Kova Burcu (1967), Aynalarda
Kalan (1969), Basamaklar (1971), Avrupa’dan Rubailer(1971) adlı şiir kitaplarını
yayımladı..
                                                                                                                                     
 
Ağaç ki, Eğile Eğile
İbadet Olmuş.!
Bir ağaç ki,  eğile eğile
İbadet olmuş,
Bir ağaç ki  “ağaç”  deyip geçmek
Adet olmuş..
 
Dalları sallana sallana
Salıncak,
Budakları inile çıkıla
Basamak,
Kendisi renkten,  ışıktan,  kokudan
Bir demet olmuş.,
Cenneti anlatan
Bir ayet olmuş..
 
Karışmış dallar dallara,
Kuşlarını çağırır yollardan.
Uçurur kuşlarını yollara…
Rengiyle,  kokusuyla,  tadıyla
Ziyafet olmuş..
 
Bir ağaç ki  “ağaç”  deyip geçmek
Adet olmuş..
Arif  Nihat  ASYA
 
 
A   ğ   ı   t   
Ağlayın, parmakları nur
Sularından kınalı kızlarım
Ağlasın meraga göklerinden
Meraga’ya bakıp yıldızlarım..
 
Yollara Kürşatlar uzanmış ölü
Ağlasın Ak ülke, ağlasın Süt gölü
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde
Kimi Semerkant da bekler beni
Kimi Caber’de..
 
Caber yok, Tiyanşan yok,  Aral yok
Ben nasıl varım?
Ağla ey Tanrı Dağlarından
İndirilmiş Tanrım..
 
Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez.
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
 
Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum,
İdil’le, Tuna’yla, Nil’le konuşurdum..
“Sangaryos’u”  “Sakarya” yapan
“İkonyom’u”  “Konya”  yapan
Dille konuşurdum..
Arif  Nihat  ASYA
 
B  a  y  r  a  k    
Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım..
 
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım..
 
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver.!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter..
 
 
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün,
Gölgene sığındık..
 
Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı..
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim..
 
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yer yüzünde yer beğen.!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
Cezaevi
Dışarda, haberi gelmeyen yurda  
Günler yine doğar.. onlarsa burda  
Geçinir günlerin artıklarıyla..  
 
Farkına varmadan akın karanın
İçler aydınlar bir hatıranın
İçte kalabilmiş ışıklarıyla..
 
Gücenmiş akşama, kızmış sabaha;
Kaç yıldır oynuyor şu yiğit daha
Kaç yıl oynayacak bıyıklarıyla..
 
Fakat gecelerdir, şu uzun uzun
Düşünen garip genç, nasıl uyusun
Yüreğindeki cam kırıklarıyla.?
Arif Nihat ASYA
30 Mayıs 1966
Köprü, Şiirler; 1, S.,157
 
 
 
Çocuk ve Ağaç
Çocuk, çok sevdi ağacı..
Verirdi ona her kış
                Çiçekleri olaydı.!
 
Ağaç, çok sevdi çocuğu..
Öperdi altın saçlarından
                Dudakları olaydı.!
 
Ve ona öptürmek için,
Eğilirdi yerlere kadar;
                Yanakları olaydı.!
 
Dökerdi önüne hepsini
Gümüşten, altından, sedeften
                Oyuncakları olaydı.!
 
Ve çocuk gittikten sonra,
Böyle kalır mıydı ağaç?
Ne olurdu onunda
                Bacakları olaydı.,
                Ayakları olaydı.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
F e t i h  M a r ş ı  
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
 
Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden.
Seninde destanını okuyalım ezberden.
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden.
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın.
Fatihi’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
 
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini,
Göster; kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini,
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
 
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın.
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
 
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,
Yürüyeceksin. Millet yürüyecek arkandan.!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan..
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
 
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin.!
Çelebiler çekilip, haremler le kışlasın.!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın..
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
I  ş  ı  k    
Işığı önüne al, yürü.!
Gölgen arkandan ister gelsin,
İster gelmesin.!
Arif Nihat ASYA
 
 
İki Büyük Manzara
İki büyük manzara var;
Göz kapaklarımı açar;
Rengi, biçimi görürüm..
Kapar, içimi görürüm..
Arif Nihat ASYA
 
 
L a l e l e r    
Ben ararken sizi gurbet gurbet.
Açtı mermerde Sinan laleleri..
Arif Nihat ASYA 
M  a  r  ş      
Gök mavi, başak sarışın..
Tadı ne güzel barışın..
Karları ılık olacak,
Yarın yuvalarda kışın..
 
On altı yaş, kucağına
Koşabilir yirmi yaşın.
Kanatları üzerinde
Aşkın,dileğin,alkışın..
 
Gök mavi, başak sarışın..
Tadı ne güzel barışın.!
Fakat senin on savaşa
Değer, ey yurt, bir karışın..
Arif  Nihat  ASYA
 
 
M  a  v  i     
Kayıklarla  kayıkçılar
Dalgıçlarla  balıkçılar
Bilir mi  ne ister deniz.!
 
Kendini bu isteklerin;
Yelkenlerin, küreklerin
Altına seri ver, deniz.!
 
Balıkların, kandillerin
Ne varsa olsun ellerin
Bana mavini ver deniz.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
M i s a f i r l e r    
“Tanrı misafiriyiz” deyip kondular Tanrım!
  Benim evimi senin evin sandılar Tanrım.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
Ö   p   m   e   k      
Yanaklar öpme desin, öptürüp yanaklarını;
Böyle geçsin günlerin varsın.
Sen ey çocuk.!  Öpülüp, öpmenin ne olduğunu;
Dudaklarında dudaklar duyunca anlarsın.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
S a n a t    
Sen, mermi yaratırsın;
Ben, ondan saray yaparım.!
 
Suya ektiğin kamışı
Keser, biçer ney yaparım.!
 
Yuvada Havva’ya gelin,
Adem’i güvey yaparım.!
 
Şu manasız mesafeyi
En yaparım, boy yaparım.!
 
Yeter ki sen.. ver ben ondan
Mutlaka, bir şey yaparım.!
 
Bir yalın cık gönderirsin;
Tekrar, süsler bey yaparım.!
 
Gökteki öksüz dilimi
Bayrağıma ay yaparım.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
Sigara Çeşitleri 
Dolup taşar camekanlarda her çeşit sigara;
                          O eskidir, bu yeni..
“En zararlı olan, hangi cinstir?”  dersen
                          Derim; İçilmeyeni.!
Arif  Nihat  ASYA
 
 
T e p e l e r    
Çadır tepe, Dumlupınar,
Türbe tepe, Ada tepe..
Ki üstlerinden bir bulut
Geçti güller serpe serpe..
 
Türbe, Otağ, Kubbe, Eyvan..
Adları Dicle’de Seyran,
Fırat yollarında Aslan,
Çukurova’da Kurt tepe..
 
Kültür, Tınaz, Dua, Fikir..
Say sayabilirsen bir bir.
Kemerlerdir, Kubbelerdir
Bir yeni limana gebe..
 
Uzar sınırlar aşırı,
Tepelerin kervanları;
Biri mordur akşamları,
Biri şafaklarda pembe..
 
Süslemişler yurdu yer yer,
Ki çocuğun geçer gider.
Rüzgarlar alnını, seller
Eteğini  öpe öpe..
 
Lale, Menekşe tepesi..
Fakat hepsinin kubbesi
Allahüekber dağında,
Allahüekber tepesi..
Arif  Nihat  ASYA
 
 
Y  o  ğ  u  z    
Yoksa şu yaprakta Yavuz
Yoksa şu sayfada Oğuz
Biz de yoğuz, biz de yoğuz.
 
Elimizden siz tutunuz,
İmdadımıza koşunuz
Daha da çoğuz, daha da çoğuz..
 
Kervanımız dizi dizi,
Bırakma Yarabbim bizi,
Bizler yalnız sana kuluz..
Arif  Nihat  ASYA
 
 
Y o k t u r  
Kesinlikle hiç bir yiğidin
Kaza ve kader okuna karşı
Kalkanı yoktur..
Arif Nihat ASYA
 
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın