Arthur Rımbaud

 
                   
 
          A R T H U R    R I M B A U D 
             20 Ekim 1854 günü Fransa’nın kuzeyinde Charleville kasabasında dünyaya
geldi. Charleville Kolejinde öğretmeni  Ariste Lheriter’in desteğiyle şiire ilgi duydu.
Charleville’de düzenlenen  Geleneksel Edebiyat Yarışmasında birinci olur. Paris’te 
çıkan La Charge gazetesinde “Üç Öpücük” şiiri yayınlanır.  Henüz 16 yaşındayken
evden kaçıp Paris’e gider. Dostu Varlaire ile tanışması bu dönemde gerçekleşir.
             Sembolizmin  büyük temsilcisi,  şiirin baş kaldıran asi çocuğu,  aykırı şair;
“Sarhoş Gemi” şiirini yazdığında henüz 17 yaşındaydı. 1878 yılında Marsilya’dan
İskenderiye’ye geçer ve bir süre Kıbrıs Larnaka’da kalır. 1879’da dostu Delaha’ye
artık şiirle uğraşmayı hiç düşünmediğini açıklar.  Kahve,  fildişi, deri, ıtır ve zamk
üretimi yapan Viansey firmasında asistan olarak Afrika’ya yol alır.
             Fırtınalı şiirleriyle şiir dünyasını yerle bir eden Rımbaud, sanki yaşamının
ana hatlarını “Sarhoş Gemi” de dile getirmiştir. Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’da o
dönemin en yaygın işi olan silah tüccarlığı ve esir ticaretine de bulaşan  Rimbaud,
bu işlerden çok paralar kazanır.Kalçasında oluşan bir şişlik ve yarayla 1891 şubat
ayında Aden’den Marsilya’da gelerek hastaneye yatar.Kalça kanseri teşhisiyle sağ
ayağı ağır bir ameliyatla kesilir. Ağrıları için kullandığı aşırı morfin tüketimininde
etkisiyle kanserin hızla yayılması ölümünü hızlandırır.
             Ameliyatından  on ay sonra,  10 Kasım 1891 günü,  henüz  37 yaşında iken
Marsilya’da hayata veda eden  Arthur Rimbaud’un  sırası ile;  Esrik Gemi (1871),
Cehennemde Bir Mevsim (1873)  ve Illuminations (1874) adlı kitapları yayınlandı.
 
 
M      o      r      z      a     m      a      n
“daha kıpırtı yoktu,  ön yüzlerinde  sarayların.  ölüydü su.
gölge alanları ayrılmıyordu korunun yolundan. yürüdüm
diri, ılık solukları uyandırarak.  renk renk taşlar baktılar;
kanatlar kalktı sessiz. serin,solgun ışıklarla dolu patikada
ilk olarak bir çiçek adını söyledi bana..”
Arthur RIMBAUD
Illuminations, Şafak
 
 
Ö      z      l      e      m
Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim,
Ayaklarımın altında nemli, serin kırlar;
Başakları devrişip otları ezeceğim,
Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar..
 
Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen düş
Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu,
Çekip gideceğim, çingene gibi, başı boş
Doğada, -bir kadınla birlikte gibi- mutlu..
Arthur RIMBAUD
20 Nisan 1870
Çeviri : Erdoğan ALKAN
 
 
S   a   r   h   o   ş     G   e   m   i
Ölü sularından iniyordum nehirlerin
Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
Cırlak kızılderililer, nişan almak için
Hepsini soyup alaca direklere çakmış..
 
Bana ne tayfalardan: umurumda değildi
Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere;
Bordamda gürültüler, patırtılar kesildi;
Sular aldı gitti beni can attığım yere..
 
Med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde
Koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
Adaların karalardan çözüldüğü günde.
Yeryüzü böylesine allak bullak olmamış..
 
Denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
Ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
Bir mantardan hafif, on gece, hora teptim:
Bakmadım fenerlerin budala gözlerine..
 
Çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
Tatlıydı çam tekneme işleyen yeşil sular;
Ne şarap lekesi kaldı, ne kusmuk, yıkanan
Güvertemde; demir,dümen ne varsa tarumar..
 
O zaman gömüldüm artık denizin Şi’rine,
İçim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
Yardığım yeşil maviliğin derinlerine
Bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran..
 
Sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
Işık çığıltısında, çılgın ve perde perde,
İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş
Arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde..
 
Gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
Girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
Bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri.
İnsana sır olanı, gördüğüm demler oldu..
 
Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir ayinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra..
 
Yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
Beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
Uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
Görülmedik usareler geçer döne döne..
 
Azgın boğalar gibi kayalara saldıran
Dalgalar aylarca sürükledi durdu beni;
Beklemedim Meryem’in nurlu topuklarından
Kudurmuş denizlerin imana gelmesini..
 
Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
Büyük ebem kuşakları gerilmiş engine,
Morarmış sürüleri çeken dizginler gibi..
 
Bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
Sazlar içinde çürür koskoca bir ejderha,
Durgun havada birden bire yarılır sular,
Enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara..
 
Gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
İğrenç leş yığınları boz, bulanık koylarda;
Böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer,
Eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla..
 
Çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
O altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
Yürüdüm, beyaz köpükler üstünde uykuda;
Zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgarı..
 
Bazen doyardım artık kutbuna, kıtasına;
Deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
Garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
Duraklar kalırdım diz çökmüş bir kadın gibi..
 
Sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
Bal rengi gözler, çığlıkları, pislikleri;
Akşamları, çürük iplerimden akın akın
Ölüler inerdi uykuya gerisin geri..
 
İşte ben o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanza kadırgaları takamazken peşine..
 
Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins cins şaire mahsus yiyecekler;
Güneş yosunları, mavilik medusaları..
 
Koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
Çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
Temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
Kızgın hunilere koyu mavi gök katları..
 
Titredim uzaklardan geldikçe iniltisi
Azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
Ama ben, o mavi dünyaların serserisi
Özledim eski hisarlarını Avrupa’nın..
 
Yıldız yıldız adalar, kıtalar gördüm; coşkun
Göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest.
O sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
Milyonlarca altın kuş, sen ey gelecek kudret..
 
Yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
Fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz..
 
Gönlüm Avrupa’nın bir suyunda, siyah, soğuk,
Bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
Başında çömelmiş yüzdürür mahzun bir çocuk
Mayıs kelebeği gibi kağıttan gemisini..
 
Ben sizinle sarhoş dolaş olmuşum, dalgalar,
Pamuk yüklü gemilerin ardında gezemem;
Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
Mahkum gemilerin sularında yüzemem..
Arthur RIMBAUD
Çeviri: Sabahattin EYUBOĞLU

Bir Yorum Yazın