Abdullah Özdoğan

 
  
         A B D U L L A H    Ö Z D O Ğ A N
         18 Mayıs 1970 günü  İstanbul’da dünyaya geldi.  Eyüp Lisesini bitirdi.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü bitirdi. İstanbul
Üniversitesi  Sosyal  Bilimler  Enstitüsünde  Radyo-Tv-Sinema üzerine master
yaptı.  1989 ile 2009 yılları  arasında  2000’ni aşkın  radyo ve tv programı ile
makaleye imza attı.
 
 
Benim  Bulutlarım  Sarıdır
Benim bulutlarım sarıdır kimse karışamaz,
Gökyüzüm pembe..
Ve ağaçlarım mavidir,
Ve toprağım beyaz..
Onlar benimdir kimse karışamaz..
Benim nehirlerim yeşildir,
Okyanuslarım kırmızı..
Kendi dünyamda renkleri ben boyarım…
Gün olur geceleri beyaz,  gün olur gündüzleri siyah yaparım.
Gözlerimi kapattığımda gördüklerim,  açıkken baktıklarımdan daha gerçektir hem de..
Ben güneşimi batıdan doğarken görürüm bazen,
Ve bazende gün ortasında ay doğar..
Benim gözlerim kapalıdır gördüğümde..
Ve açmayan çiçek yoktur düşlerimde..
Hep doğmayı düşlerim geceleyin düşlerimde..
Ve çoğu zaman da en mutlu anımda ölmeyi beklerim gülüşlerinde..
Abdullah ÖZDOĞAN
 
 
 
Bir Limandı Kirpiklerin 
Bir limandı kirpiklerin sığındığım..
Bir saçak altıydı yağmurlardan kaçtığım..
Bazen bir şelale gibi gözyaşlarında yıkandığım..
Ah bir kelimeyle yaralardın beni de, kirpiklerinle vurman gerekmezdi..
Hep kaçışlarımın varışları gözlerineydi..
Gözlerindi kaçtığım, kipriklerin kurtarırdı..
Bakışlarından kaçmak istemezdim, kirpiklerini görmek için..
Hem yıkardı bir yandan..
Kaybolmak isterken içinde bulurdum kendimi..
İkisinin birleşmesi bir yıkımdı benim için..
Hapis demekti gözbebeklerine..
Ağrılarım hafiflerdi ve huzur bulurdum dizlerinde..
Ama ben..
Ama ben en çok da sebepsiz ölürdüm gözlerinde…
Abdullah ÖZDOĞAN
 
 
B  u     Ş  e  h  i  r   
Islak sokaklar mevsimindeyiz artık.
Bu kalabalık şehre hüzün yağar bu zamanlar..
Yalnızlık yağar caddelerine…
Darma dağın saçlar, ıslanmış yüzler hep yere bakar.
Kahveleri bile dert yüklenir,
Çayları bile daha demli..
Unutulan sevgililer hatırlanır
Veya sevgililer unutulmaya çalışılır..
Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir bu şehrin.
Her adımın yalnızlığa atılır,
Yine de hızlı adımlar atılır, koşulur bu sokaklarda.
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünü buruşturarak,
Herkes kendi hikayesini en acıklı sanır…
 
Dün gece bir aşkı gömdüm derine,
Dün gece sensiz öldüm..
Gözlerimi kapattım uyumadan,
Düşümde seni gördüm…
 
Sensiz olan bu şehir istemem aşksız olsun..
Sensiz olan bu aşk istemem bensiz olsun…
 
Kendisi koca bir yalanken gerçeği arar bu şehir.
Sokakları gibi evleri de acı doludur,
Gözyaşları taşar pencerelerinden..
Geceleri gerçeklerini saklar da her gün başka bir maske takar insanları…
Hayatları vardır anlattıkları,
Bir de tek başına kalınca yaşadıkları..
Aşkları bir damla gözyaşında boğulur bu şehrin..
Onun için geceleri yeni hayatlar yazılır kimsenin bilmediği zamanlara..
Onun için kimse üzülmez gidenlere ve geride kalanlara..
Herkes kendi türküsünü söyler bu şehirde,
Sadece kendi acısına ağlar..
 
Herkesin tiyatrosudur bu şehir,
Herkesin en yakından sahnesi..
Ve onun için bulunmayı bekler bu şehrin denizlerinde incilerin en sahtesi..
Yine de yalan olduğunu bile bile hergün aynı oyunu oynar bu şehrin insanları..
Herkes kendi hikayesini en acıklı sansa da,
Her geceyi pembeye boyar gündüzün yalanları..
Bu mevsimde vitrinleri az sulu rakı gibidir bu şehrin..
Her yudumun yalnızlığa uzanır..
Yine de hızlı adımlar atılır,
Koşulur yalnızlığa..
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünde bir maskeyle,
Herkes kendi hikayesini en acıklı sanır..
 
Dün gece bir aşkı gömdüm derine,
Dün gece sensiz öldüm..
Gözlerimi kapattım uyumadan,
Düşümde seni gördüm…
 
Sensiz olan bu şehir istemem aşksız olsun..
Sensiz olan bu aşk istemem bensiz olsun…
Abdullah ÖZDOĞAN
 
 
N e r d e y i m  
Merak etme beni anne.,
Hiç düşünme,  endişelenme.,
Bunca sene sonra bile.,
“Beni ilk bıraktığın yerdeyim..”
 
Geçen senelerin izleri var yüreğimde..
Ve kalbim daha yavaş atıyor artık kuşkusuz..
Ellerimde nasır,  gözlerimde hüzün..
Sen olsaydın beni bırakmazdın susuz ve uykusuz..
 
Benim için korkma baba, endişe etme..
Askerlikte yaptım, evlilik de..
Çok görmesem de seni, merak etme nerdeyim..
Yıllar geçti, ömür bitti…
 
“Ben,  beni ilk bıraktığın yerdeyim..
  Vefasızlar caddesi, İhanet sokak..
  Düşsüzler apartmanı, Asma kat..”
Adresim belli, şehrimi sorma..
 
Hiç düşünme abla, ne haldeyim..
“Ben, senin acılarını gömdüğün yerdeyim..”
Yağmurun ellerinde, çöllerin göbeğindeyim..
 
Aklına geldiğinde uykusuz kalma ağabey..
Bir telefon bile açıp sorma ne haldeyim..
Emin ol…
“Beni ilk  “b e n   y a p t ı ğ ı n”  yerdeyim..”
 
Eski aşk, yeni sevda, son yangın..
Bir bilsen şu anda ne haldeyim..
Senin ki hançer değil, kıymıkmış meğer..
“Çekip gittiğin için çok sağol..
 
İnan şimdi daha iyi bir yerdeyim..”
Beynimin yarısı, hayatımın tamamı..
Ruh ikizim, can yoldaşım..
Sen bile bulamadıysan beni, bana yazık..
 
Dosta fısılda, düşmana hiç anlatma..
Ben, beni arayacağın en son yerdeyim…
Abdullah ÖZDOĞAN
 
 
 
T  u  r  u  n  c  u   
Kırmızı değil kesinlikle..
Mavi de değil..
Benim rengim turuncu..
Biraz kan gibi..
Biraz ten gibi..
Bolca akşam üstleri gibi..
Biraz siyaha çalar gibi..
Siyahın yanında beyaz gibi..
Biraz ekşi turuncu..
Biraz tatlı..
Yanına ne koyarsan onun aksi gibi..
Hayat gibi turuncu..
Bazen de ölüm gibi..
Sessiz,  sedasız ve sade..
Sonu hep iyi biten bir film gibi..
Benim rengim turuncu..
Her ölümden sonra yeniden doğuş gibi…
Abdullah ÖZDOĞAN
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın