Cahit Sıtkı Tarancı

 
              
 
            C A H İ T   S I T K I   T A R A N C I
            4 Ekim 1910 günü Diyarbakır’da dünyaya gelen Cahit Sıtkı’nın Babası ve
annesi Diyarbakır’ın en köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey ile Arife
Hanım’dır. Ailesi ona Hüseyin Cahit adını verdi.
            İlk öğrenimini Diyarbakır’da, orta öğrenimini İst. Kadıköy Fransız Saint
Joseph Lisesinde, Lise öğrenimini İstanbul Galatasaray Lisesinde tamamladı.Çok
iyi fransızca bilen Cahit Sıtkı Baudelaire,Rimbaud ve Mallorme’yi özümsedi. Şiir
yazmaya lise yıllarında başladı. Ömür boyu yakın dostu olacak  Ziya Osman Saba
ile 1928 yılında okulda tanıştı.
            1931’de girdiği Mülkiye’yi ve sonrasında girdiği Yüksek Ticaret Okulunu
bitiremedi. Çalışmak için girdiği Sümerbank’tan Karabük’e tayini çıkınca ayrıldı
ve Cumhuriyet Gazetesine girdi. 1938 yılında  Nadir Nadi’nin desteğiyle, Paris’e
Sciences Politiques Üniversitesine gitti. Oktay Rıfat ile Paris’te tanıştı.
            II. Dünya Savaşı nedeniyle eğitimini yarıda bırakarak yurda dönen Cahit
Sıtkı, 1941-43 yıllarında Ege’nin küçük ilçelerinde askerliğini yaptı.Ünlü “Haydi
Abbas” şiirini askerlik görevini yaparken kaleme aldı.  Askerlik sonrası; bir süre
Ankara Anadolu Ajansında,Toprak Mahsülleri Ofisinde ve Çalışma Bakanlığında
tercüman olarak çalıştı.1946 yılında CHP Şiir Yarışmasında birincilik ödülü alan
“Otuz Beş Yaş” şiiriyle ünlendi.
            1953’de geçirdiği bir krizden sonra felç olup, yatağa bağlı ve yarı bilinçli
duruma gelen Cahit Sıtkı, 1956 yılında tedavisi için devletçe Avrupaya gönderildi
ise de 12 Ekim 1956 günü Zatülcenp hastalığından Viyana’da vefat etti.  Cenazesi
Cebeci Asri Mezarlığına defnedildi.
            Ailesinin Diyarbakır evi 1973 yılında “CAHİT SITKI MÜZE EVİ” olarak
ziyarete açılan şairimizin sırasıyla; Ömrümde Sükut (1933), Otuz Beş Yaş (1946),
Düşten Güzel (1953), Sonrası (1957), Ziya’ya Mektuplar (1957), Gün Eksilmesin
Penceremden (1959-Öykü) adlı kitapları yayınlandı.
            Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölümüyle Nurullah Ataç güncesine şunları yazdı :
            “Tarancı ne iyi çocuktu! Bugün yaşamakta olanlara güzel tadlar sağladı.
Gönlümüzde yankıları var. Öldü Cahit Sıtkı Tarancı, bir kişi değil artık, sayrılar
evinde yatan bir kişi değil,  yırlarıyla içimizi ışıtan, bize bizi anlatan, kimi tatlı
tatlı,  kimi de  üzünçle  gülümseyen  bir anı oldu.  Uzun  sürmese de  ölümsüzlük
budur işte..”
 
 
A   B   B   A   S
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal, çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce..
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye,
Ve zamana,
Katıp, tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti de Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan..
Cahit Sıtkı TARANCI
19 Eylül 1942
 
 
B E N İ M S İ N
Gün, yeni doğanındır,
Kül, sönmüş ocakların.
Kılıç, kahramanındır,
Köpek de sokakların.
 
Gündüz kelebeklerin,
Gece yıldızlarındır.
Ölüler böceklerin,
Azap günahkarındır.
 
Sen de benimsin benim.
Ne olursan ol, kadın; şeytan, canavar, baykuş,
Yok kurtuluş elimden, elimden yok kurtuluş…
Cahit Sıtkı TARANCI
30 Nisan 1931
 
BİR  BAYRAM  YEMEĞİNDE
Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde,
Anam, babam gibi kardeşlerimde,
En güzel dalgınlığında ömrün.
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram
Diyecekler
Ve birdenbire yürekler,
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak,
Öldüğümü hatırlayarak.
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
BİR MEMLEKET İSTERİM.!
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.
 
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
 
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
 
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
B İ R   S A A D E T
Ne bir kelime konuştuk,
Ne işaret çektik birbirimize,
Fakat gerçektir seviştiğimiz,
Vapur kalkıncaya dek,
Göz göze gelmekle sade.
Bir saadet gibi hatırlıyorum,
Yasemin kokusu ondan,
Teneffüsü benden,
Bir yaz akşamı,
Kandilli İskelesinde…
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
C A N   Y O L D A Ş I
Can yoldaşın olmazsa olmasın,
Yalnızım diye hayıflanmayasın.
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi;
Bir anne şefkatine müsavi;
Üç adım ötede deniz;
Dosttur ne öfkesi, ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara.
Ve kış yaz,
Dal da kuş eksik olmaz,
Dağ başında duman…
 
Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman..
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Kasım 1943
 
 
ÇİLİNGİR  SOFRASI
Otur ki sandalye hatırlasın
Sandalye olduğunu.
Masa da unutur masalığını,
Elini koymasan üstüne.
 
Bakışlarını ayırmaya gelmez,
Sürahi boşalır sonra suyundan.
Kadehim kadehim dediğin şey,
Dudağına değdirmedikçe kadeh değildir.
Mezeler de bilmez renklerini, lezzetini,
Çatalını dokundurmazsan.
 
Fakat farkında mısın.?
Cahit Sıtkı TARANCI
15 Mayıs 1940
 
 
 
Ç O C U K L U Ğ U M
Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim.!
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
DALGIN  ÖLÜ
Dün güzel bir kadın geçti,
Kabrimin yakınından.
Doya doya seyrettim,
Gün hazinesi bacaklarını,
Gecemi altüst eden.
Söylesem inanmazsınız,
Kalkıp verecek oldum,
Düşürünce mendilini;
Öldüğümü unutmuşum..
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Mart 1942
 
 
 
D   E   Ğ   İ   Ş   İ   K
Sen her gün başka bir güzel olsan,
Ben her gün başka bir aşık.
Her göz göze gelişimizde,
Yıldırımla vurulmuş gibi olsak.
Yepyeni bir aşk olsa aramızdaki,
Her seferinde,
Ne harika olurdu yaşamak..
Hele evlilik,
Sen her gün başka bir güzel olsan…
Cahit Sıtkı TARANCI
Eylül 1953
 
D  E  S  E  M    K  İ  ,
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sen de seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
 
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.!
 
Desem ki,
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap,
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
 
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki, mahşer günüdür.
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Cahit Sıtkı TARANCI
Ağustos 1940
 
 
 
D  İ  L  E  K  Ç  E
İlk ve son dileğim senden kış mevsimi,
Kırk yılda bir fakirin gönlünü etsen.
Göreceksin düşünmüyorum kendimi,
Ne olursun hep böyle güneşli gitsen.
Kar da yağabilir ama,  lapa lapa,
Fakat sakın olmaya ki soğuk olsun,
Sevdiğim var, üşüyor soğuk havada,
Gel üşütme sevdiğimi ne olursun..
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Şubat 1948
 
 
E    D    A
N’eyleyim seni kartpostal manzara,
Rüzgarın yok o yerin havasından.
Uğuldamak yaraşır ormanlara,
Denizin güzelliği dalgasından.
 
Geyik dağdan dağa atlarken güzel.
Nar dalında diş diş çatlarken güzel.
Kestane mangalda patlarken güzel.
Kişilik güzelliğin esasından.
 
Beni saran şey suyun akışıdır,
Yemiş yüklü dalların şarkısıdır,
Ananın çocuğuna bakışıdır,
Sevdiğimin vazgeçilmez edasından.
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Mayıs 1947
 
 
 
ESMER GÜZELİ YARİM
Bu meltemli geceler,
Su sesi, ayışığı,
Uzayan türküleri
Cırcır böceklerinin,
Bu cümbüş, bu muhabbet,
Bu tatlı uykusuzluk,
Hep senin şerefine,
Esmer güzeli yarim..
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
G A R İ P   K İ Ş İ
Bir akşam ilk olarak ağladım,
Bekar odamın penceresinde.
Hani ev bark?  Hani çoluk çocuk?
Ne geçti elime bu hayatın
Meyhanesinde, kerhanesinde?
Yatağım her gece böyle soğuk.
Saadet bu ömrün neresinde?
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
G  İ  D  İ  Y  O  R  U  M
Çölde bir yolcu gibi yalnızlığın içinde
                                Kavrulup gidiyorum.
Serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde
                                Savrulup gidiyorum.
Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine
                                Atlayıp gidiyorum.
Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine
                                Katlayıp gidiyorum.
Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri
                                Görünüp gidiyorum.
Ne belli yerim var, ne de sevdiğim biri
                                Sürünüp gidiyorum.
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
HEP  YAŞADIĞIMA  DAİR
Bu gölge yer pazar günü,
Bu şehir, bu tren sesi,
Gök bildiğim bu mavilik,
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk,
Beyaz örtüsü masanın,
Sigaram, kahvem, gazetem,
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri,
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir.
Hep yaşadığıma dair..
Cahit Sıtkı TARANCI
  
 
 
HİZMETÇİ KIZ
Kapı açıldı geliyor,
Elinde kahve fincanı.
Saçları saç, gözleri göz,
Göğüs, kalça, hepsi tamam.,
Bacaklar hele bacaklar…
 
Kız Allah’ını seversen,
Kurbanın olayım bırak,
Ölüyorum senin için.
Pazardır evde kimse yok.
Fırsat bu fırsat güzelim.
Cahit Sıtkı TARANCI
Haziran 1945
 
 
İMKANSIZ   DOSTLUK
Değil kardeşim, dal yeşil değil, gök mavi değil.
Bilsen! Ben hangi alemdeyim, sen hangi alemde.!
Aklından geçer mi dersin, aklımdan geçen şeyler?
Sanmam! Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil;
Sen kendi gecende gidersin, ben kendi gecemde;
Vazgeç kardeşim, ayrıdır bindiğimiz gemiler.!
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Nisan 1940
 
 
 
İ N S A N O Ğ L U
Adem’le Havva’dan geldiğim doğru;
Vuruldum bir kere elma dalına.
Hala aklımda o tufan yağmuru,
Şükür çıktığıma Nuh’un salına..
 
Ölmek varsa günün birinde gayri,
Göz nuru, el emeği, alın teri,
Yaşadığım iyi kötü günleri
Değişmem hiç bir cennet masalına..
Cahit Sıtkı TARANCI
 
KADIN  GÖĞSÜ
Bir kadın göğsü,
Başlarsa konuşmaya,
En güzel deniz olur;
En sakin demiyorum.
Başın döner dalgasından,
Nereye gittiğini unutup,
İntihar etmek istersin,
Baktıkça bu muhteşem denize.
 
Vapurdan atlayanlara selam…
Cahit Sıtkı TARANCI
11 Kasım 1941
 
 
KORKUNÇ GÜZEL
Bu el titremesi kadeh tutarken,
Bu yaşta nasıl koyuyor insana.
Orhan gibi vaktinde gitmek varken,
Değer mi oyalanmana..
 
Rakıdan tütünden beter alışık
Olduğumuz korkunç güzel bir şey var.
Tutmuş bırakmaz bizi bir sıkımlık
Canımız çıkana kadar…
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
MADEM Kİ VAKİT AKŞAM
Madem ki vakit akşam
Madem ki evim barkım
Ne de bir tek aşinam
Açılsın gizli sofram
Gelsin kadehte rakım
Dostum, neşem ve şarkım
Madem ki vakit akşam..
Cahit Sıtkı TARANCI
 
M  İ  S  A  F  İ  R
Bir gece misafirim olsan yeter,
Dolar odama lavanta kokusu;
Soğur sevincinden sürahide su.
Ay pencerede durup durup güler..
 
Havva kızlarının en dilberini
Görsün  diye  aya  karşı  soyunsan.!
Okşasam, öpsem, koklasam bir zaman,
Vücudunun ürperen her yerini..
 
Teneffüs eder gibi seviştikçe,
Doğacak çocuğum aklıma gelir,
Şiir söylerim saadete dair,
Odama misafir olduğun gece..
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
O T U Z B E Ş   Y A Ş
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
 
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
 
Zamanla nasıl değişiyor insan.!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
 
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
 
Gökyüzünün başka rengi de varmış.!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
 
Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar.!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze?  Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
 
Neyleyim ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında…
Cahit Sıtkı TARANCI
16 Aralık 1945
 
 
 
P  O  R  T  R  E
Seveceğim hatun kişi
Saçı siyah gözü siyah
İlla ki
                    esmer olacak..
 
Dişi öylesine dişi
Aşık kolum akşam sabah
Belinde
                    kemer olacak..
 
Edası eda nazı naz
Yolda yordamda bitirmiş
Bir güzel
                    bizden olacak..
 
Bir ömür boyunca kış yaz
Doymayacağım tek yemiş
Sağ yanakta
                    ben olacak..
Cahit Sıtkı TARANCI  
  
   
 
SANATKARIN ÖLÜMÜ
Gitti gelmez bahar yeli;
Şarkılar yarıda kaldı.
Bütün bahçeler kilitli;
Anahtar Tanrı’da kaldı.
 
Geldi çattı en son ölmek,
Ne bir yemiş, ne bir çiçek;
Yanıyor güneşte petek;
Bütün bal arıda kaldı.
Cahit Sıtkı TARANCI 
 
 
ŞAŞIRTMACA
İşte Birsen, o cilveli kız,
Saçları yüzüne dökülen,
Gözgöze geldik a Mübeccel.!
Güldü, meğersem Semiha’ymış.!
Konuşunca tanıdım Türkan’ı.!
Oturdu, baktım Nazmiye’dir.!
Müjgan oluvermiş öperken;
Soyundu, gördüm ki o değil,
 
Sahiden sen kimsin güzelim?
Cahit Sıtkı TARANCI
Eylül 1945
  
 
YALNIZLIK MACERASI
Öyle yalnız kaldım ki hayatımda;
Kimi gün öldüm, kimi gün ilah oldum,
Çok zaman annemin dizlerine hasret,
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım.
 
Paylaşırsa dost paylaşırmış,
İnsanın derdini sevincini.
Dost ümidiyle ortalığa düşmeye gör,
Hangi kapıyı çalsan kimseler yok,
Hangi omuza dokunsan yabancı çıkar.
 
Aşık mı olmadım tapınırcasına.
Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben,
Diş mi çektirmedim alemde Kerem gibi,
Ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara,
Ne Leyle yar oldu bana, ne Aslı, ne Şirin.
 
O gün, bu gün sırtımı kendim sıvazlıyorum,
Sabahları sokağa çıkmadan evvel.
Cesaret şairim cesaret
Kendi saçlarımı okşuyorum geceleri,
Sevdiğimin saçları niyetine…
Cahit Sıtkı TARANCI
01 Kasım 1947
 
 
YAŞIM  İLERLEDİKÇE
Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum
Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün
Boş yere üzülmekte mana yok, anlıyorum
Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün
Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün
Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum..
Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
V     A     R
Ağacı kıskanırım
Yemiş yüklü dalı var,
Bahar olsun, güz olsun
Ne güzel masalı var.
 
İmrenirim arıya,
Petek petek balı var.
Konduğu çiçeklerin,
Pembesi var, alı var.
Cahit Sıtkı TARANCI
  
 
 

Bir Yorum Yazın