Kütahya Hatırası

 
 
K ü t a h y a   H a t ı r a s ı
Sene Bindokuzyüz altmışaltı.
Tarlalarda pancar sökümü,
Mevsimlerden yaprak dökümü,
Eylül başları..
Bir çocuk var;
Altı – yedi yaşları..
Kaldırımlarda sararıp dökülmüş yapraklar,
Çimleri sararmaya yüz tutmuş topraklar..
 
Mevsimlerden güz, hazan mevsimi
Okula yazılınca çocuk çalışacak dersini
Evin önünden geçiyor okulun yolu
Hemen yanında jandarma karakolu..
 
Oynuyor çocuk kediyle mırıl mırıl
Karakolun pencereleri bahçeye bakıyor
Karşıda suyu dibinde, şırıl şırıl
Küçük bir ırmak akıyor..
 
Nöbet listesine ismini kazmışlar,
Bahçe nöbetini çocuğa yazmışlar.
Bazen laf atıyorlar pencereden,
Bazen üzüm, armut, bazen elma..
 
Karşıda yer yer sıvaları dökülmüş
Dört katlı eski bir mahpushane
Pencereleri küçük ırmağın
Üzerindeki eski tahta köprüye bakan..
Akşamları hasretle demirlenmiş
Pencerelerinden yanık havalar
Yükselir yürekleri yakan..
 
Gün boyu koğuşlarında
Uzanıp öylece yatıyorlar.
Akşamları içlerine çektikleri
Hasret izmaritlerini
Pencerelerden atıyorlar..
 
Bir cami var sokağı geçince köşeli
İçi yeşil ışıklar ve çinilerle döşeli
Çocuğun beş vakit cemaatine uyduğu
İnce minaresinden ezanını duyduğu..
 
Karakolun önündeki yoldan
Çinili vazoya akarsın,
Çarşısında çinilerden yapılmış
Süs eşyalarına bakarsın..
 

Bu şiirim satır satır
Yeşil çinilere yazılsa..  
Bir mahkumun dar ağacına
Asıldığı gibi bir duvara asılsa..
Gelen geçen şiirimi okusa;
Asker yolu bekleyen kızlar
Kilimlerine güzel motiflerle
Satır satır şiirlerimi dokusa..
 
Bir “Kütahya Hatırası” olmaz mı?
Yazdıklarım çini bir vazoya dolmaz mı.?
Celalettin BİLGİN
 08 Ağustos 2002

Bir Yorum Yazın