Attaleia

 
 
A     T     T     A     L     E     İ    A
Akdenizin dalgaları bir çok şehrin kıyılarına vururken,
Yapamam ben demiş,  Antalya o saklı koyda dururken.
 
Akdeniz incilerinden Antalya’ya bir kolye yapıp dizmiş.
Kolyenin incileri Helenistik-Antik çağlardan birer izmiş.
 
 
Akdenizin incileri böylelikle, tek tek vurmuş karaya..
Kaş, Finike, Kemer, Belek, Side, Manavgat ve Alanya..
 
Bu muhteşem şehri Bergama Kralı II. Attabi kurmuş,
Asırlarca bu topraklarda ne medeniyetler durmuş..
                                                                                    
Hadrian Kapısı ile Adrian Kapısı bu şehrin kapıları,
Miladi yıllara dayanan en eski antik çağ yapıları..
 
Bu kapılar palmiyelerle Atatürk caddesine açılır.
Bu caddeden etrafa binbir çiçek kokuları saçılır.
 
  
Bu şehrin her köşesi, sanki cennetle geçmiştir iç içe.
Tarih, sanat, turizm, deniz ve güneş bu şehirde iç içe.
 
Yeşille mavi, buluşmak için bu şehri özenle seçmiş.
Bu eşsiz manzarayla insanlar kendinden geçmiş..
 
 
Eski Bizans Külliyesiyken, camiye çevrilmiş baştan.
Sekiz yivli minaresi yapılmış, kaidesi kesme taştan.
 
Altı kubbeli bu camii, Selçuklularca ibadete açılmış,
Minarenin gövdesine firuze renkli çiniler saçılmış.
 
 
Yivli minarenin önünden Kale içi Marina’ya indik,
Koyları gezmek için küçük bir yat gemisine bindik.
 
Batan güneşi seyrederek, yavaşça açıldık Akdeniz’e.
Işık ışık Antalya, bir yakamoz gibi yansıyordu denize.
 
Sahili renk renk süsleyen, beş yıldızlı lüks oteller.
Işık saçan dolunayda, ne güzel görünüyor moteller..
 
 
Bu yıldızlı gecede Antalya’nın koylarını gezmek.
Bu esrarengiz şehirde yaşanılmış aşkları sezmek.
 
Bu eşsiz geziden yavaş yavaş marinaya dönerken,
Ne kadar güzeldir ışıklar, bir yanıp bir sönerken..
 
Sızan bir kaynak üzerine kemerlerle kurulmuş.
Sanki İskele Camii,  bu yat limanına vurulmuş.
 
Pramidal yapıya sahip, camii girişi merdivenli.
Marinaya inen şık bayanlar,  tülden eldivenli.
 
Geleneksel mimari Kale içini, özenerek süslemiş,
Işık ışık marina ve gemiler denize ışık lüküslemiş.
 
 
Marinadan Kale içi evlerinin mimarisini seyrettik.
Kesik Minareli Camii’de ibadet ve dualar ettik.
 
Antik tapınakken Sultan Korkud’ça camiye çevrilmiş.
Yapılan minarenin ahşap kısmı bir yangında devrilmiş.
   
Bir daha onarılmadığı için Kesik Minare olarak anılır.
Şadırvanından şükürle içilen suya doyum olmaz, kanılır.
  
Ahi Yusuf Camisi ve Türbesi Mermerli Banyo Sokakta.
Kaleiçi’nde özenle yapılmış, sanki bir mermer tabakta.
 
Sade cephesiyle tek kubbeli moloz taşlardan yapılmış,
İnançlılar, bu mekanlarda, şuhu ile Allah’a tapınmış.
 
Muratpaşa Antalya camilerindendir, oldukça yaşlı, 
Tek kubbeli, dikdörtgen planlı, duvarları kesme taşlı.
 
Şeyh Sinan Türbesi, Muratpaşa caminin avlusunda.
Kurularsın ıslanan azalarını, şadırvanın havlusunda.
 
Alara, Şarapsa, Kırkgöz, Kargı ve Çift kapılı hanları.
Tarihimizin mirası hanlar, hayran bırakır bakanları.
  
Bir mitoloji tarihi sergilenmekte bu turizm kentinde.
Apayrı yerlere gidersin adeta, gezdiğin her semtinde.
 
 
Konya altı pilajlarında bikiniler renkli tonlardan.
Arkada yükselen sıralı oteller rengarenk betonlardan.
 
Öyle bir semtki burası, işitilmez hiç bir gürültü, nara.
Şelaleleriyle ve plajlarıyla ünlü sahil semtidir Lara..
 
Düdenle Kurşunlu Anadolu’nun bağrından sökülür.
Büyük bir ihtişamla,  Lara’dan Akdeniz’e dökülür..
 
Antalya denince, unutulmamalı, hatırlanmalı Belek.
Görseydi bu güzellikleri gökyüzüne çıkmazdı melek.
 
 
İkibin yıllık Aspendos, Serik’te akustik bir yapıdır.
Anadolu’dan Akdeniz’e açılan esrarengiz kapıdır.
 
Aspendosta en iyi atlar yetiştirilirdi, antik dünyanın.
Çıkmak hiç mümkün olmuyor, içinden bu rüyanın..
 
 
Doğuda antik Side, bir yarımada özelliklerini taşır.
Tiyatrosu Helenistik-Roma dönemi özelliklerini kaşır.
 
Side’de Agora Tiyatrosu, mutlak akıllarda kalmalı.
Su kemerleri ve Anıtsal Çeşmeden görüntüler almalı..
 
Selge’de mezar alanı ve kilise Bizans dönemi alıntısı.
Zeus ve Artemis’e adanmış, bu iki tapınak kalıntısı..
 
 
Manavgat Şelale suyu; soğuk, gür ve geniş akıyor.
Dibinde restaurantlar, bu suya imrenerek bakıyor.
 
Ağaçların dalları bel büküp akıntının önüne eğilmiş. 
Bu akıntıya kürek çekmek, her yiğidin harcı değilmiş.
 
Manavgat ilçesi, adını aldığı bu suya bel bağlıyor.
Asırlardır Manavgat, bu sarp dağlardan çağlıyor.
  
Kim çevirmişse çevirmiş,  burada dönen çarkı.
Görünce anlıyorsun Köprülü Kanyon Milli Parkı.
 
Aksu ve Düden nehirleri arasındaki Perge gezilmeli.
Gördüklerimiz film şeridi gibi, belleğimize dizilmeli.
 
Eşsiz güzelliklerinle Alanya; eldesin ve dizdesin.
Anadolu Selçuklu’ya başkent olmuş bir gözdesin.
 
Kızıl Kulen kırmızı taş ve tuğlalardan yapılmış.
Sekizgen ve plazmatik bir yapıyla donatılmış..
 
  
Bu kuleyle yan yanadır,  Alanya’nın Antik Kalesi,
Birlikte görünümleri sanki süzülen doru bir at yelesi.
 
Akbeşe Sultan Mescidi, Kale içine bir güzellik katar.
Avlusunda Allah’ın, rahmetine muhtaç Akbeşe yatar.
 
Bu kulenin yanı başından Andızlı Camiye gidilir. 
Asırlardır bu mabette; ne yakarış, ne dualar edilir.
 
Andızlı Camii, adını andız ağaçlarından almıştır. 
Sade mimarisiyle bize Selçuklular’dan kalmıştır.
 
Minberi tahta oymacılığının örneklerini yansıtır.
Mimarisindeki taşlar yazın serin tutar, kışın ısıtır.
 
 
Kleopatra ve Keykubat bu yarım adayı sararlar.
Alanya’ya gelen turistler bu plajları sorarlar.
 
Deniz manzaralıdır içerde, Alara Kalesi ile Hanı,
Sultan Alaeddin Keykubat’tır, bunların yaptıranı.
 
Tüm görkemiyle Alara Çayı kenarına kurulmuştur.
İpek yolunun yolcuları burada dinlenip, durulmuştur.
 
Asırlık çınarlardan eşsiz bir gölgelik vadisi oluşur. 
Yaz akşamlarında sevenler el ele, buralarda buluşur..
 
 
Alanya’nın batısında, önüne Serapsu deresi gelir.
Şarapsa Kervansarayı bu derenin kıyısında yükselir.
 
Damlataş Alanya kumsal kayalıkları yamacındadır.
Sanki tarihten bir şeyler anlatmak amacındadır..
 
 
Gazipaşa “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri” demiş. 
Derken, parmağıyla da Gazipaşa’yı göstermiş..
 
Gazipaşa’da Şekerhane Köşkü antik çağlardan.
Bu köşkü; Selçuklular av köşkü yapmış ağlardan.
 
 
Toroslarda koyun kuzularla meleşerek ağlanır.
Altınbeşik, Düdensuyuyla Beyşehir gölüne bağlanır..
 
Akseki İbradı arasında Altın Beşik Parkı görülür.
Olağanüstü harikalar, bu parkta tek tek örülür..
 
Görülmeye değer, Kurşunlu Milli Parkı ve Şelalesi.
Sanki şelalelerle yükseliyor, Antalya’nın meşalesi.
  
Ahırtaş köyü yamacında,  Karain Mağarası vardır.
Dehlizleri zifiri karanlık, koridorları oldukça dardır.
 
Tek girişi, birbiri ile bağlantılı üç mağaraya açılır.
Karain Mağarası dehlizlerinden karanlıklar saçılır.
 
Teke Beyliğinin başkentidir tarihte şirin Korkuteli.
Yükselir bu şirin ilçenin yanı başında,  Akdağ beli.
   
Bu şirin ilçe sağlam havasıyla yaylaların hasıdır.
Sırtını yasladığı dağ, dağların en yaşlı babasıdır.
  
Bin yıllık sedir ağaçlarıyla süslü Akdağ belinden.
İnilir Elmalı ovasına, tutunarak yeşilliğin elinden.
 
Akdeniz’in incilerindendir Kemer’den içeride Elmalı.
Gelmişken bir kaç günde olsa, buralarda kalmalı..
 
 
Elmalı’yı bir çanakta sarmış gibidir Beydağları.
Seher vaktinde bırakmalısın Yeşilgöl’e ağları..
 
Akdağ’ın eteğinde Yeşilgöl bir krater gölüdür.
Akdağ’ın eteğinde uzanmış, yatan bir ölüdür.
 
Suyu buz gibi akan küçük derelerden geçersin.
Kır lokantalarında Gömbe kebabını seçersin..
 
Bu kebab, taş ocaklarda yavaş yavaş pişer.
Oğlak eti damaklarda eriyerek, miğdeye düşer.
 
Dağlarla çevrili Büyük İskender’in şahin yuvası.
Dağlarla uçurumların ortasında, Güllük ovası..
  
Bu kent büyük bir platform üzerine kurulmuş.
Büyük İskender, bu kente gönülden vurulmuş.
 
Güver Uçurumu, Düzler Çamı, piknik alanları.
Görmeden bilemezsiniz, yazmıyorum yalanları.
  
Bir pazar sabahı, Bey dağlarının yollarına sardık.
Uzun bir yolculuktan sonra,  Saklıkent’e vardık.
 
Bu mevsimde gördüğüm manzaraya, bayıldım.
Sanki derin bir uykudan, bu manzarayla ayıldım.
 
 
 
Saklıkent, Bey Dağlarında gözlerden saklanmış.
Saklıkent, bembeyaz karlar içerisinde aklanmış.
  
Bey Dağları burada kara kışı koynunda saklıyor.
Bey Dağları  güneşin buraya girmesini yasaklıyor.
  
Bey Dağlarının etekleri asırlık ardıçlarla kaplıdır.
Tırmandıkça görünür sedirler, yamaçlara saplıdır.
  
Denizden hayli yüksekte, Çamkuyusu düz alandır. 
Orman konukevi, dağcıların rüyalarındaki yalandır.
 
 
Görülmeye değer Bey Dağlarında Olympos Milli Parkı.
Ey Allah’ım; şaşırıyorum, nasıl çeviriyorsun bu çarkı?
 
Bu antik şehir, Büyük İskender ve Helenistik çağlardan. 
Bu dağlar; dişi kurt  A s e n a ‘nın yol gösterdiği dağlardan.
 
 
Kızlar sivrisi Bey Dağları zirvesinde gökle kucaklaşır. 
İki diri kız göğsüdür, gökyüzüne heyecanla yaklaşır..
 
Kızlar sivrisi ve Oyluktepe’den doğaya bir bakmalısın.
Akdağ Demirkazık dağevinde bir olsun gece yatmalısın.
 
 
Bakırdağları; Tunçdağı, Akbelen, Ardıçtepe ile ünlüdür.
Bu tepeler son dallarını vermişler fırtınaya, hüzünlüdür.
 
Bakırdağ’ın zirvesinde yer bulmuştur Tübitak Gözlemevi.
Bakır bir kapta seyreder gibi olursun Antalya’dan devi..
 
Kuşbakışı Antalya manzarası anlatılmaz, burda yaşanır.
Buz gibi bir dağ havası keser, gözlerden yaşlar boşalır..
 
 
Gün yorgunluğuyla, Kemer-Kaş sahil yolundaydık.
Çocukluğumdan kalma vazgeçilmez bir oyundaydık..
 
Topçam’da, serin sularda soyunduk, denize girdik.
Bir perşembe akşamı güneş batarken Kemer’e indik.
 
Kemer’de bir otelde sere serpe derin bir uykudaydık.
Perdelerden sızan, sabahın ilk ışıklarıyla uyandık..
 
Hiç bir şeyden habersizce, ölüler misali yatmıştık.
Yoğun geçen bir günün yorgunluğunu da atmıştık.
 
 
İnince şaşırmıştım, karlarla kaplı o eşsiz dağlardan.
Görünce Olympos Tiyatrosunu, Helenistik çağlardan.
 
Olympos’un kuzeyinde Çıralı pilajı mutlak görülmeli.
Tahtalıdağ yanartaşlarla aydınlanıp, ışıktan örülmeli.
 
Açık havada isteyen Manavgat ve Side’yi seyreder.
İsterse bu dağın zirvesinden Finike körfezine el eder.
  
Üç bin yıldır sönmez, Tahtalı Dağı’nda ki çıralar.
Gizli bir el, bu dağın eteklerinde yakar ateşten sıralar.
 
Demre Çayı eliyle, Myra Kral mezarlarını gösterdi.
Antifelos Kaya mezarları sanki gerçek bir posterdi.
 
Myra Kalesi ve Lidya Kaya mezarlarına hayran kaldık.
Unutamadığımız can dostlara küçük hediyeler aldık..
 
Finike Aykırıçay’ın, tamda denizle buluştuğu yerdedir.
Finike, Lidyalıların tarihi dokusuna tülden bir perdedir.
 
Bırakırsan Eşen Çayı götürür seni Neol Baba Kilisesine.
Hayranlığını gizleyemezsin bu Aziz Nicholas Kilisesine.
 
Aziz Nicholas dördüncü yüzyılda, bulunmuşlar burada.
Sanki dün buradaymış gibi hissedersin, izleri var orada.
 
Demre ilçesi geniş, verimli, humuslu seralarla kaplıdır.
Mura bir ova üzerinde oluşmuş, alivyonlarla kaplıdır.
 
Geçtik sahil boyu kıvrım kıvrım dönemeçli yollardan.
Derin uçurumları solladık, bu yolları tutan kollardan.
  
Kekova adası, sanki batık bir kent görünümünde, şahane.
İnsan gezebilmek için yurdunu, bulabilmeli bir çok bahane.
 
Koy kalesi koyların kuş bakışı seyredildiği yegane yerdir. 
Bu seyre doyum olmaz, muhakkak görülmeye değerdir..
 
 
Patara güzel bir liman kentidir, Gelemiş diye adlandırılan.
Yediğimiz her şey doyumsuzdur, manzara ile tatlandırılan.
 
Xanthos Kaş’a oldukça yakın, yarım saatlik bir mesafede.
Keklik kanı gibi bir çay içersin, gül bahçeli  G ö k ç e  kafede.
 
Uçurumlu yollardan kıvrıldık bakmadan yağmura yaşa,
Xanthos’tan sonra vardık, bir cennet bahçesi gibi Kaş’a.
 
 
Üç tarafı sarp dağlarla çevrili Kaş açılıyor Akdeniz’e.
Yamaç paraşütünden anlattıklarım, seriliyor önünüze.
 
Bu cennet bahçesinde bir gün yaşamak bir ömre bedel. 
Bu bedelle burada yaşanan bir ömür,  bin yıla bedel.
    
Bu bedelle yaşamak için insan neler neler vermez ki,
Burayı bir gün bile yaşamayan yaşadım diyemez ki.
 
 
Kaş’la Kalkan arasında Mavi Mağara suya inmiş.
Suyun kayaya hasreti, sanki bu sahilde dinmiş..
 
Burada deniz ile kaya iç içedir; el ele ve göz göze.
Korkarım gelecekler; kıskanç, çatlayan bir göze.
 
Bu şehirde üç mevsim bahar, bir mevsim yazdır. 
Ne yazılırsa yazılsın, yazılanlar yetersizdir, azdır.
 
Bu şehirde böylece hissederek,   B i l g e ‘ce dolaşmalı.
Dizelerim, bizden sonrakilere, ışıklı bir yol açmalı.
 
Celalettin BİLGİN
 14 Temmuz 1988

Bir Yorum Yazın