Felaket Tellalcısı

 
 
Felaket Tellalcısı
İstanbul’da karşılaşmışlar 
Sormuş Temel’le, Dursun.
Napıyorsun, nasılsın demiş?
Bir kaç hal hatırdan sonra,
Temel sormuş Dursun’a ; 
– Memlekete cittun mu?
Cittum.
– Bizimkilerden ne var, ne yok?
Sizin horozu çakal kapmış.
– Kara enik nerdeymiş?
Kır katırın kemiğini yerken ölmüş.
– Kır katırda mı ölmüş?
Babanın mezarına taş çekerken tüşmüşte ölmüş.
– Babamda mı ölmüş?
Baban anandan yirmi gün önce ölmüş.
– Anamda mı ölmüş?
Başın sağolsun ölmüş.
– Desene bizim evin tireği tüşmüş.
Yok.! Tireği tüşmemiş.
Samanlığa çinge tüşünce yanmış.
– Samanlıkta mı yanmış?
Maalesef yanmış.
– Oy başıma gelenler..
– Oy ocağımız batmış desene..
Batmamış..
– Ne olmiş peki?
İhtiyar Heyeti evinizi , ocağınızı satmış..
– Oy.!  Bir şeyimiz kalmadı desene.
Kalmış, kalmış..
Samanlık yanarken, İkbal Eme’nin evide yanmış.
İkbal Eme’ye verdiğiniz zarardan borcunuz kalmış.
 
– Vay başıma gelenler Dursun,
– İkbal Eme, o yanık evde otursun,
– Haber cetirende, cötürende sağolsun.
– Senin gibi felaket tellalcısı olmaz olsun.
– Darısı başına celsinde, otursun be Dursun..
 
Celalettin  BİLGİN
 27 Temmuz 2008

Bir Yorum Yazın