Kandil’i Kandil’den Vurdular.!

 
 
Kandil’i Kandil’den Vurdular.!
Bugün onbir temmuz ikibinonbir, günlerden cuma,
Bu  gece  Beraat  Kandili,  ara vermeliyim uykuma.
Gece boyunca yalvarıp,   Allah’tan dilemeliyim af,
Hesap gününde günahlarımdan tutulmalıyım muaf.
 
Gündüzden gelen acı haberle yüreğime köz düştü.
Diyarbakır-Silvan kırsalında onüç asker ölmüştü.
Bugün yurdun her köşesi yandı bu şehit onüç canla,
Vatan toprağım karış karış, sanki boyandı kanla.
Bu acı haberle unuttum artık ben kendi kendimi,
Dökmeliydim içimdekileri,  yıkmalıydım bendimi.
Bu niyetle semaya kalkan ellerimi gördü yaradan,
Dinledi haykırışlarımı, bütün perdeler kalktı aradan.
Bitsin bu haince pusu diye,  ülkeme yaptım davet,
Bu  davetime;  meleklerle,  Türk’lük  etti  icabet.
 
Bir komando  timi  Silvan’ı  köşe  bucak  tarıyordu.
Bir kaç gün önce kaybolan arkadaşlarını arıyordu.
Bölücü teroristler bu time haince bir tuzak kurdu.
En  zayıf  anında  timi,  kahpece  arkadan  vurdu.
Time,  yemek için mola verdiği bir anda saldırdılar.
Kurulan bu sofrayı roketatarlarla çekip kaldırdılar.
Bir söz vardır;  “Dokunmaz su içene hiç bir yılan.”
Zehir etti yemeklerini askerlerin, Murat Karayılan.
Bugün kandil; asker aileleri yavrularından uzakta.
Can verdi onüç vatan evladı,  kurulan  bu  tuzakta.
Bu saldırıyla Beraat Kandilinde acı bir vaveyla koptu.
Bu,  Peygamber  Ocağına  düşen,  ateşten  bir  toptu.
Bu topun şarapnel parçaları, asker yuvalarına düştü.
Bu ateşle yanıp kavrulan Türk Milleti acıları bölüştü.
 
I.
Gökhan Yıldırım’ın acı haberi bir yıldırım gibi düştü. 
Bu ateşte, yanıp kavrulmamak imkansız, çok güçtü.
Edirne’ye  tayini çıkmış evlilik hayalleri kuruyordu.
Yavuklusu o günü sabırsızlıkla bekleyip duruyordu.
Bu  gecede  anne  Yıldız’ın  kaymıştı  gökten  yıldızı.
Süslemiş şehidimin tabutunu, bayrağımın ay yıldızı.
Şehit tabutunda Kom.Uzm.Çvş.Yıldırım yazılıydı.
PKK,  acımasız  katliamlarıyla  ünsalmış  azılıydı.
Bu  mübarek  gecede  PKK  için  ne  lanetler  okundu.
Allah’a yakarışlarla,  beddualar nakış nakış dokundu.
 
II.
Mustafa Güney’in baba evine düşen bu acı haberi,
Almak kadar vermekte zordu bu aileye bu haberi.
Anne Dudu ameliyatlıydı,  zor ayakta duruyordu. 
Bu haberle parçalanan yüreği az kalsın duruyordu.
Karnı burnunda hamile,  şehidimin eşi Merve hanım.
Mutlaka öcleri alınmalı,  kalmasın diyor yerde kanım.
Teroristler Mustafa’yı roketatar mermilerle tararken,
Vuruldu Mustafam,  doğacak çocuğuna isim ararken.
Bence  Güney Yıldızı  koymalıyız bu yavrunun adını,
Unutturmasın anasına hiçbir zaman babasının tadını.
 
III.
Fahrettin Aksu;  ananın aksüdü sana olsun helal.
Seni bekliyor  iki cihan güneşi  ile  yüce Zülcelal.
Bugün dökülen  mübarek kanın  yerde kalmayacak. 
Hiç kimse kalmasa,  yaradanda mı bu öcü almayacak?
İki yıl öncesiydi  sevgilisi  Hacer’le  kaçarak  evlenişi.
Çok değil,  bir kaç günlük Fahrettinin hayatta eğlenişi.
Altı  aylık  kızı  Damla’sı,  bu  evlilikten  dökülmüştü.
Bu haberle eşi Hacer’in yüreği yerinden sökülmüştü.
Damla,  şehidimin  damlayan  son  mutluluk  damlasıydı.
Anne Şükriye’nin gözyaşları,  süzülen bir kan damlasıydı.
Bu  katliamlar  çok  canlar  yakacak,  hiç  durmayacak.
Şehit  annelerinin  gözyaşları  sanki  son  bulmayacak.
Bir  gün  bu  katliamlar,   ihmalleri  olanları da  yakar.
Sanmayın  yüce yaratıcı,  olanlara  seyirci  gibi  bakar.
 
IV.
Şehidimiz,  dedesi  Mehmet  Kaz’ın  ismini  taşıyordu.
Dede seksen yaşında,  Gaziantep-Nizip’te yaşıyordu. 
Çok sevdiği torununun kara haberi yüreğini dağladı,
Bayrağa  sarılı  tabutunun  önünde  saatlerce  ağladı.
Bu  yaşlı  dedenin  gözlerinden  dökülen  sanki  seldi.
Görenleri  duygulandırdı,  ağlattı,  yürekleri  deldi.
Bu  dedenin  gözyaşları  PKK’yı  boğardı  tek  başına,
Kandil’i  imhaya bulsaydı imkan,  aldırmazdı yaşına.
Bu  şehit  töreninin  geleni,  soranı  ve  bakanı  çoktu.
Bu  Millet  için  ağlayacak,  bir  Allah’ın  kulu  yoktu.
 
V.
Komando Emrah Eker Giresun’un Dereli ilçesinden. 
Bu ilçenin doğasıyla ünlü Yavuz Kemal beldesinden.
Belde  itfaiyesinde  şöfordü,  acılı  baba  Sadık  Eker.
Terhisine  yirmigün kalmış, oğlunun  hasretini çeker.
Emrah, imam hatipli, imanlı, vicdanlı cesur bir gençti.
Kazanamayınca  üniversiteyi,  askerlik  yapmayı seçti.
Bu  tercih  şahadet  yolundaki  istikrarlı  adımlarıydı.
Şehidimin arkasından ağlayan beldenin kadınlarıydı.
Dökülen  gözyaşları  dayanılmazdı,  sel oldu aktı gitti.
Şahadet  şerbetini  içen  Emrah, bu  dünyaya baktı gitti.
 
VI.
Necmettin Torun, yeni babasından helallik dilemişti.
Sanki içine doğmuştu da mevladan şehitlik istemişti.
Buysa  son  dileği,  gerçekten  duası  kabul  olmuştu.
Vatanın bir yeşil yaprağı daha düşmüş ve solmuştu. 
Siz onları ölü sanmayın, diridirler, kalplerde yaşarlar. 
Gün gelir sınır ötesi operasyonlarda Kandil’i basarlar.
Gün  gelir  alırız,  hain  PKK’dan  yaptıklarının  öcünü.
O gün görürsünüz, bu şehidin, bu mücadeledeki gücünü.
Alaçam ilçesinde, bir çamın dibindedir şimdi mezarı.
Ben değilim bu satırların, bu kan damlalarının yazarı.
 
VII.
Doğanhisar ilçesinden Komando Çvş. Ufuk Başarır.
Bayrağa sarılı fidanları gördükçe gözlerim yaşarır.
Facebook’taki sayfanı okurken içimi bir ürperti aldı.
Sayfana kilitlendim,  duygulandım,  gözlerim daldı. 
“Bir  çivi  bir  nalı,  bir  nal  bir  atı,  bir at bir askeri,
Bir  askerde  bir  orduyu  kurtarır.”  diye  yazmışsın.
Acaba  bilincindemidir ki  bu  yazdıklarının  herkes?
Kaç kürt var,  Türk Milleti’ndenim diyen kaç çerkez.!
 
VIII.
Zonguldak Ereğli,  Noyan Aydın’ın haberiyle yandı. 
Bu elemli haberle  karardı gökler;  zihinler bulandı.
Daha altı aylıkken ölen babasından yetim kalmıştı.
Anne Ayşe  yirmiyedisinde üç yetimle kalakalmıştı.
Kan kanseri  kuzeni Ömer’e,  iliğinden vermişti.
İki gün önce gelen ölüm haberi şehidimi germişti.
Ağlamak istiyordu,  Noyan gözlerinden yaş dökerek.
Vuruldu, bu hain PKK’nın  pususunda  kan  dökerek.
Yetişirdin herkesin sevincine,  acısına  ve  her  anına.
Bu  yakışırdı  senin gibi  cesaretli  bir yiğidin  şanına.
Bu  acılar  ağıt  oldu,  yükseldi  şehidimin  ocağından.
Sarıldı,  bırakmadı iki yetimini  anası,  kucağından.
 
IX.
Aykut  Delimehmetoğlu,  İnegöl’lü  bir  cesur  yiğitti.
Beytullah beyle,  Gülnur hanım Aykut’u özenle eğitti.
Evin tek oğluydu, bağlıydı ailesine gönülden, kandan.
Kız  kardeşleri  için  ölürdü,  severdi  onları,  candan. 
Bu bağlılık,  milletinin,  ailesinin özünden geliyordu.
Bu haber  anne Gülnur hanım’ın yüreğini deliyordu.
İktidar terör örgütü ile adeta sırnaşık ve barışıktı.
İnegöl bu olaylar nedeniyle  hassas ve karışıktı.
Bir çok yetkisiz yetkili, cenaze nedeniyle Çubuk’taydı.
Özde bir sorunumuz yok,  çürüme,  hep kabuktaydı.
 
X.
Yirmi  yaşındaydı  Gaziantepli  Barış  Çiçekdağlı.
Ana,  baba ve kardeşlerinin şimdi yürekleri dağlı.
Birbirine  kenetli  çiçekler  elele  indiler  dağlardan.
Barış’ın naaşına çelenk oldular,  kopmaz ağlardan. 
Bu çiçekli dağlarda açmıyor artık renk renk çiçekler.
Yok mu  bu  dağlardaki  çakalları  toplayıp  biçecekler?.
 
XI.
Bu şehidimiz  Komando Vefa Çelik  ilimiz  Ağrı’lıydı.
Sarsılmış anne Hüsna hanım,  dünyadan çağrılıydı.
Bir paylaşım sitesinde Vefa’nın bir fotoğrafını gördük.
Onlar her şeyi görüyorlardı da,  yalnızca biz kördük. 
Bu vurdum duymazlık böylesine gidemezdi derinden,
Oynamalıydı bütün taşlar,  kımıldamalıydı yerinden.
Kurşunlarla yazılmış,  kısmetse dönerim’in önünde,
Çektirdiği resmi vardı, Vefa’nın bu elveda gününde.
 
XII.
Komando  Ethem Okyay,  şanlıurfa’lı  bir  yiğit  erdi. 
Ok yaydan çıkmış bir kez,  dönülmez bu yoldan derdi.
Kürt kökenli ama,  sarsılmaz bir Türk’tü Okyay’ım.
Uğrunda ölmeye değer derdi;  Ayyıldızlı bayrağım.
Yeğeni Yakup and içti,  dayısını aldı kendine önder.
Ayyıldızlı bayrakla onurlanıp dalgalanacak gökler.
 
XIII.
Gökhan  Kaplan,  Trakya  Tekirdağ’ın  Şarköy’ündendi.
Tekirdağ yaylaları,  Türkmen obası,  Yörgüç köyündendi.
Oğuz  boyundan  kahraman  bir  yiğit  delikanlıydı.
Vatanına, Milletine, Ailesine tutkunluğuyla zanlıydı. 
Bir kaplan pençesi gibi atılırdı her güçlüğün üstüne.
Düşünce cansız bedeni yere,  bayrak örttüler üstüne.
O  şahadet  şerbeti  içip  bu  dünyaya  ederken  veda,
Yeğeni dünyaya açtı gözlerini, selam verdi merhaba.
Gökhan Berat koydular  bu günahsızın  ismini  ezanla.
Bir yiğit şehit olur bu vatanda,  bin yiğit doğar ezanla.
Anne Nevin  acı  haber  gelmeden  rüyasını  görmüştü.
Şehidine,  yüreğinde Ayyıldızlı bayraklardan örmüştü.
 
Yedinci Kolordu’da şehitler için düzenlendi bir tören.
Ağladı herkes, bayraklara sarılı genç fidanları gören.
Bu  hain  pusuda,  yedi  askerimiz de  yaralanmıştı.
Terör örgütü PKK; sloganlarla lanetlenip, karalanmıştı.
Regaib Özdemir  ile  Erdem Yıldız  Gata’da  yatıyordu.
Onüç şehidin  doğan güneşi,  bugün  ufukta  batıyordu.
Diğer  beş  gazimiz  şehitler  için  hazır  törendeydiler.
Onlar  bu  törende  arkadaşlarına  son  görevdeydiler.
Gazi  Komando Adıyaman’lı  Abdulvahap Turan’dan,
Ses  geliyordu,  bildiği duaları  okuyordu  Kur’an’dan.
 
Gazi  Komando  Burdur’lu  Aşkın  Özel  Karaman,
Devam etsin,  bu hain örgüt mensuplarını araman.
Gazi  Komando  Şanlıurfa’lı  Faruk Kılıç’ta  hazırdı.
Bir  daha  geriye  dönse,  soysuzları  kökten  kazırdı.
Gazi Komando Tokat’lı Ahmet Eroğlu nöbetteydi.
Bu  önüç  silah  arkadaşına  son  bir  görevdeydi.
Komut geliyordu Gazi Afyon’lu Ahmet Önder’den.
Saygı duruşu,  bayrak yarıya indirilsin gönderden.
Ayyıldızlı bayrağımız gönderden yarıya çekiliyordu.
Bu  bayrak,  bu  onüç  kahraman  önünde  eğiliyordu.
 
Yok mu  bu  yaraya  melhem olup acısını dindirecek?
Yok mu öfkemizden yumruk yapıp PKK’ya indirecek?
Tatar, çerkez, gürcü, laz, kürt Türk’lüğün bir koludur.
Birlik ve beraberlik bu beladan çıkmanın tek yoludur.
 
Bu gece yer ve gök, bu şehitlere yakılan ağıtlarla inledi.
Bu  gecede  yere  inen  melekler  bu  ağıtları  dinledi.
Yaralı  yüreklerden  yükselen  ağıtları  bir  bir  aldılar.
Yedi  kat  arşa  yükselip,  Allah’ın  huzuruna  saldılar. 
Gün  gelir  arşta  kurulacak  mahşer,  yüce  mizan’da.
Herkes  kendi  hesabını  verecek,  o  yüce  divanda.
Bu divandan kaçış mümkün değil;  Zap  veya  Kandil’e
Haince kurduğun pusunun hesabını vereceksin Kandil’e..
 
Celalettin BİLGİN
 17 Temmuz 2011

Bir Yorum Yazın