Ladiğin Dört Delisi

 
 
Ladiğin Dört Delisi
Dördünün gitmiştir, başından aklı,
Dördüde birbirinden oldukça farklı.
Delilikleriyle ün salmış, yaşarlar
Bulamazsın akıllarını, nerede saklı.
 
Dördüde birbirinden akıllıdır, akıllı,
Akılları, biryerlere takılıdır, takılı. 
Hep o yeri arar dururlar bu alemde,
Bulsalarda alamazlar çakılıdır, çakılı.
 
Biri var ki içlerinde garibandır Ali,
Yaptıklarına bakarsan sanırsın veli.
Şaşar kalırsın, Ali’nin yaşam tarzına,
Kimse bilmez, nasıldır geçmişi, eveli.
 
Mezardan çıksa, gelse de deden, 
O çıkmaz; camilerden, türbeden.
Sığınmıştır sanki  Allah’ın evine,
Bu mazluma, geçmişte edenlerden.
 
Bir diğerinin adı, İrfan’dır İrfan.
Başından geçmiş, belli bir tufan.
Binmiş de uzun bir sırığın üstüne,
Atını mahmuzlar, kamçılar durmadan.
 
Geçer sokaklardan hızla, üç nala, 
Ne amca bilir, ne teyze, ne hala.
Hızına yetişmek mümkün değildir,
Korktuğu sadece ağası Hakkı pala.
 
Selahattin sessizce geçer sokaklardan,
Mırıldanır durur, çatlamış dudaklardan. 
Ne söylediği mechuldür, anlayamazsın,
Sağırdır; duymaz, işitmez kulaklardan.
 
Besin kaynağı yalnız ekmekle soğan, 
Her yeni gün, bir ümittir yeni doğan.
Keşmekeş olmuş  bu dünyamızda,
Güçlüdür her zaman, zayıfı boğan.
 
Bahsedeyim sonuncusu Ahmet’ten,
Çektiği; işkence ve zahmettten.
Yoktur kimseye hiç bir zararı,
Korkar zavallım yağan rahmetten.
   
Kimse bilmez bu garibin yaşını,
Çocuklardan yer dünyanın taşını.
Sokaklarda başı boş dolaşırken,
Kanatırlar taşla, sopayla kaşını.
 
Celalettin BİLGİN
 03 Ağustos 2011

Bir Yorum Yazın