Cevat Çapan

 
 
           C  E  V  A  T   Ç  A  P  A  N 
               1933 yılında Darıca’da dünyaya geldi.Robert Kolejin’de (1945-1953) ve
Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümünde (1953-1956) öğrenim gördü.
1960-1980 yılları arası İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde,
1980-1996 yılları arası Mimar Sinan Üniversitesi Sahne ve Görüntü Sanatları Bö-
lümünde, 1996-2012 yılları arasında Yeditepe Üniversitesi İngiliz Edebiyatı ve Ti-
yatro Bölümümde öğretim üyesi olarak çalıştı.
               Yeditepe Üniversitesi  Fen  Edebiyat  Fakültesi kurucu dekanlığını yaptı.
Burada İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü kurdu  ve 16 yıl boyunca Shakespeare,
İngiliz Edebiyatı  ve Dünya Tiyatrosu dersleri verdi. Şu aralar Haliç Üniversitesi
Konservatuarında tiyatro dersleri vermektedir.
               Şiirleri; Adam Sanat, Seçilmiş Hikayeler,Varlık,Yeditepe gibi dergilerde
yayımlandı.Çağdaş Yunan Şiiri(1982),Çağdaş İngiliz Şiiri(1985) ve Çağdaş Ame-
rikan  Şiiri (1988) antolojilerinin de  aralarında olduğu  bir çok kitap yazdı ve
çevirdi. Ayrıca halen Cumhuriyet Gazetesi  Kitap Eki Şiir Atlası köşesinde çeviri-
ler yayınlamaktadır.
               İlk şiir kitabı Dön Güvercin Dön ile 1986 Behçet Necatigil, Bana Düşle-
rini Anlat kitabıyla 2007 Altın Portakal Şiir Ödüllerini aldı.Bunların dışında sıra-
sıyla;  Doğal Tarih (1989), Dünya Yazınında Seçilmiş Aşk Şiirleri (1993), Şiir At-
lası-I (1994),  Sevda Yaratan (1994),  Şiir Atlası-II (1995),  Şiir Atlası-III  (1996),
L’hiver est fini(1996), Şiir Çevir Denize At(2008),Yürekteki Ok(2009-Dünya Ede-
biyatında En Güzel Aşk Şiirleri) ve Ara Sıcak (2009) adlı kitapları yayınlandı.
 
 
B  a  b  a  m
Babam iki tek atınca
Oğlum hadi seni karpuzlara götüreyim derdi..
(Karpuzlar Gebze’de oturan kızlardı.)
Annem kızarır kızar,
“Bey çocuk daha küçük” diye çıkışır,
Mutfağa gider ağlardı..
 
Babam karpuzdan anlardı..
Cevat ÇAPAN
 
 
Başonun Öğrencileriyle  
Güz karanlığında okuyorum mektubunu,  
birden  
gökyüzünde yanıp sönen binlerce yıldız  
yansıyor gözümde..    
 
Yukarı köyde  
su değirmeninde çalıştım bütün yaz.  
Şimdi davarla orada geçiriyoruz geceyi,  
yıkıntıların arasında..  
 
Köprüyü bir hışım onardılar sonunda.    
Deli çayı geçmeden  
uzaktan bakacaktım yoksa sana,  
cevizin gölgesinde..  
 
Yolun sonu görünse de, aştığım    
karlı dağın dibinde  
soluğum yetmez  
kavuşmanın sevincini  
usulca fısıldamaya..  
Cevat ÇAPAN
 
 
Kuşlar mıdır Onlar?  
Buradan  
Bu külrengi düzenden uzakta  
Fenikeli martılar olmalı  
Sevişen,  
Sevişmeyi düşünmeden..
Cevat ÇAPAN
 
Sakın Geç Kalma Erken Gel  
Usulca gir kapıdan, zile basma.
Hiç telaşlanma ben daha dönmemişsem.
Yoldayımdır, nerdeyse yokuşun dibinde,
Suların kararmasını bekliyorumdur,
Tuğla harmanlarından gelen yanık havanın
Bahçedeki akşam sefalarına sinmesini.
Güç bela dizginliyorumdur içimde
Dörtnala sana koşan küheylanları..
 
Bütün gün kağıttan dağlar arasındaydım,
Nabzım ileri giden bir saat gibi işledi durdu.
Dilekçeler, kararlar, tozlu makbuzlar:
Hep adını okudum silinmiş satırlarda.
Pencerede kuleler, minareler, kirli gök.
Durmadan kuşlar uçtu bir bacadan.
Rüzgara karışan saçlarını gördüm.
Bulutlu aynalarda..
 
Balkonun kapısını aç, su ver saksıdaki çiçeğe.
Geyikli örtüyü ser masaya, dinlen biraz.
Sessizlik şaşırtmasın seni, ürkütmesin.
Ben içindeyimdir o alaca sessizliğin.
Şehrin gürültüsü dolacak az sonra odaya,
Karanlık bir yankıya dönüşecek karşı dağlarda..
Cevat ÇAPAN
 
 
 
S  a  v  a  ş
Uykusuz geceler bunlar  
dağ başında, nöbette.  
Uzakta, çok uzakta,  
tek tük ışıklarını seçtiğin şehir  
sokaklarında kısık sesle  
şarkılar söylediği..  
Cevat ÇAPAN
 
 
Taş Baskısı  
El eleydiler,  
Yerdeki toz toprağın içinden  
seyrediyorlardı gökteki bulutları,  
külrengi denizi.  
Bir yerden vinçlerin gürültüsü  
geliyordu, doldurulan, boşaltılan  
şilepler,  
mavnalara bindirilen vagonların  
                 tekerlekleri arasından  
                 bir çeşmeyi, bir ağacı, bir  
                 kırlangıç yuvasını görüyorlardı sanki..  
 
Öyle duruyorlardı.
Bildikleri bütün sözcükleri susarak  
                 yöneliyorlar, ezberlerindeki
                 renklerin birbirine akarak  
biriktirdiği gölde
bir kayığın yosunlu bir iskeleye  
yanaşmasını bekliyorlardı.  
Belli belirsiz bir kaval sesi  
karışıyordu sokak satıcılarının  
bağrışmalarına..  
 
El ele, bitkin, kaygılı bir ezinti içinde  
han kahvesine bıraktıkları,  
tulum peyniri, bulgur, dut kurusu  
avluda esans satan kitapçının
cam kutularından yansıyordu  
kararan yüreklerine..  
 
Birden, taş baskısı kitap
kapaklarının birinden,  
Hazreti Ali Düldülüyle çıkıp geliyor  
alıp Hayber Geçidinden Kan Kalesine  
götürüyordu onları Zülfikarla
ikiye böldüğü gecede..  
 
Gecenin bir dilimi soğuk çöl,  
öbürü kızaran şafak, kızan kumdu.  
El ele bekliyor, beklerken  
kuru bir kan tortusuna dönüyordu  
istekleri..
Cevat ÇAPAN

Bir Yorum Yazın