Ceyhun Atuf Kansu

 
 
 
                 C E Y H U N   A T U F   K A N S U  
                 7 Aralık 1919 günü Bostancı’da dünyaya geldi. Çok küçük yaşta anne-
sini kaybetti.1921 yılında babası ile birlikte  Ankara’ya gitti.1938 yılında Ankara
Gazi Lisesini bitirdi. İlk şiiri okul dergisi Filiz’de yayınlandı. Ardından şiirleri;
Ülkü, Yücel, Millet, İnkilapçı dergilerinde yer buldu.
                 Şiirlerinde halkın yaşama savaşımlarını,  sevinçlerini,  özlemlerini ve 
acılarını; coşkulu bir söyleşimle dile getirdi.Şiirlerinin kaynağında doğa tutkusu,
insanlık sevgisi ve ulusal bağımsızlık hep hissedildi.
                 1938-1944  yılları  arasında  İstanbul Üniversitesinde tıp eğitimi aldı.
İlk şiir kitapları Bağ Bozumu Sofrası  ve Bir Çocuk Bahçesi bu yıllarda yayınlan-  
dı.  Ankara  Numune  Hastahanesi  Çocuk Hastalıkları Uzmanlığı görevinde iken
Altındağ’da açtığı poliklinikte gecekondu mahallesi çocuklarına sağlık hizmetleri
götürmeye çalıştı. Daha sonra kendi isteği ile gittiği Turhal’da 11 yıl görev yaptı.
Bu yıllarda Yanık Hava, Haziran Defteri ve Yurdumdan şiir kitaplarını yayınladı.
                 1959 yılında, Ankara Şeker Fabrikası çocuk doktoruyken Ankara Rad-
yosunda Kurtuluş Savaşı,Türk Dili ve Gazi Mustafa Kemal konuları üzerine yaptı-
ğı konuşmaları ile tanındı.
                 Bağımsızlık Gülü kitabıyla (1965-1966) Yeditepe Şiir Armağanını, Sa-
karya Meydan Savaşı kitabıyla (1970-1971) Behçet Kemal Çağlar Ödülünü aldı.
1986 yılından başlayarak adına bir şiir  yarışması konan  Ceyhun Atuf Kansu’
nun Varlık Dergisinde masal, hikaye ve öyküleri de yayımlandı.
                  17 Mart 1978 yılında Ankara Etimesgut Şeker Fabrikası Çocuk Dok-
torluğu görevinde iken, kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi. 
 
 
B a ğ ı m s ı z l ı k  G ü l ü 
Yerden alıp o gülü
Hangi gülü?
Bir topçu neferinin
Sakaryalı yaz toprağında
Sıcak kan gülü.
 
Alıp koklamak o gülü
Hangi baharda?
Türkçenin özgür kırlarında
Türkülerde burcu burcu,
Bilgeliğin ana gülü.!
 
Bir basmadan alıp o gülü
Hangi basmadan?
Nazilli fabrikasından,
Pamuğumuzdan, emeğimizden,
Dokuduğumuz halk gülü..
 
Hoyrat ellerinden alıp o gülü
Hangi ellerden?
Uzak teksaslı çobanların
Bilmediği, uğruna can vermediği
Türkiyeli o çileler gülü..
 
Yerine koymak, kutsamak o gülü
Hangi yerine?
Mustafa Kemal’in bahçesine
Bir ulusun suladığı beslediği
Yediveren Bağımsızlık Gülü.!
Ceyhun Atuf KANSU
1964
 
 
Bekleyen Kadının Günü 
Kadınım saçlarını tarar aynada,
Benim parmaklarım değmişcesine.
Bahçeye çıkıp şarkı söyler içinden,
Sesinden sesim geçmişcesine.
Güneşin kızarttığı kayısılar gibi
Aklından ben geçerim güneşlenirken,
Kızarır al al olur ben öpmüşcesine..
 
Eğilmiş dikiş diker, gömleğimin düğmesini,
Hayal eder beni, birden ürperir,
İnce bir sızı duyar iğne batmışcasına.
Çocuğunu göğsüne bastırdığında,
Erkekliğim geçer ta iliğinden,
Benimle uzanıp yatmışçasına..
 
Bir sabah ayrıldım, bir akşam kavuştum,
– Ah olgun dutlar gibi ballanmış gözlerinde-
Saatlerin biriktirdiği o tatlı özlem,
Sanki uzak denizlerden dönüyorum,
Karşılar, beni yalnızca bekleşmişcesine..
Ceyhun Atuf KANSU
 
Çocukların  Denizi 
Deniz bir güldür
Tanyeri bahçelerinde.
Doğudan batıya geçerken,
Kuşların düşürdüğü..
Ceyhun Atuf KANSU
 
 
Kırların  Adsız  Çiçekleri
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen.
Yalnızlıktan açarlar, kimse bilmez onları.
Geniş ovalarada kaybolur kokuları..
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri..
Ceyhun Atuf KANSU
 
 
K  ı  z  a  m  ı  k    A  ğ  ı  d  ı 
Ben gamlı donuk kış güneşi
Çıplak dallarda sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı, taşı
Isıtıyor, avutuyordum.
 
Bir köy gördüm ta uzaktan,
Dağlar ardında kalmış bilmezsiniz,
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan
Yalnızlıkta üşür üşür çaresiz.
 
Ben gördüm bu köyü, damların altında
Çocukları kızamık döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.
 
Habersiz hepsi kızamıktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüveriyorlar, ölümden habersiz.
 
Alilerin kızı Emineyi gördüm öldü.
Yusufların Kadir öldü, emmisinin Dudu öldü,
İkindiye doğru evlerine vardım.
Gördüm Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.
 
Bir saydım yirmi üç çocuk,
Ah, güllü güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü..
 
Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi,  düşesiye, ölesiye,
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye.?
 
İniyor ve karaltında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum,
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.
 
Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden,
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.
 
O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz.?
Ben perişan, utanmış.. Bu köyün üstünde,
Kahrolurken siz beyciğim, neredeydiniz.?
 
Ben bir günde yirmi üç küçük ölünün
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamıktan.
Ya siz ne gördünüz, söyleyin söyleyin
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.
 
Ah ben gamlı kış güneşi aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.
 
Her mevsim dolanıp geldiğimde bu köye,
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerdi böyle,
Gamlı ve perişan, asılı duracağım havada.
 
İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne,
 
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne..
Ceyhun Atuf KANSU
 
 
T e y z e   K ı z ı 
Teyzem kızı Zehra
Duruyor kuyu başında
Mürdüm eriği gözleri
Işıldıyor biraz daha.
 
Çekmiş suyunu bırakmış
Kuzu kulağı topluyor
Ben erik ağacındayım
Baktı mı yüreğim hopluyor.
 
Al sana bir can eriği
Bu yaşta bilinmez kötülük
Güzelim dört yanından baksam
Mührün olmuş, gönlüme basmış o belik
 
Emmim de teyze kızını almış
İnce dallara çıkıp erik attığında
On dördünde o da aşık değilmiş
Evlenmişler dört çocukları olmuş.
Ceyhun Atuf KANSU
  
Tutuklamayın  Ozanları 
Bir ozanı tutuklamak;
Tutuklamaktır ana dilini.
Gökyüzünü yoksunlamak türkçeden.
Kırmaktır en taze dalı su yürürken..
 
Bir ozanı tutuklamak;
Tutuklamaktır ana sözcüğünü.
Dili büyüten güneşli kapı önlerinde
Konuşurken gelen geçenle..
 
Bir ozanı tutuklamak;
Tutuklamaktır yaşamın pınarını.
Bir ulusun yağmurlarını biriktiren
Ve akıtan zamanın dağ eteğinden..
 
Bir ozanı tutuklamak;
Nisan başlangıcında bir daldan
Üreyen bir gül haberini
Dondurmaktır ve sürdürmektir zemheriyi..
 
Ozanını tutuklayan toplum, tutuklar kendisini.
Bir büyük hapishanedir artık orası.
Devlet adamı da tutukludur orda bir bakıma,
Muş ovasında ot biçen bir köylüde..
Ceyhun Atuf KANSU
 
 
Ü ç   K i ş i l i k   S o f r a 
Kim istemez ki sofrayı, sofra olsun,
Bir masası, tabakları, sürahisi olsun.
Üç öğün ekmeği olsun, çorbası olsun.
Vatan yemişleri boldur,
Çiçekli bir tabağa doldur,
Koy önüne bekleşen çocukların,
Masalını tatsınlar elmaların.
Bilsinler yemez onları sade;
Ne yalnız sultan kızı, ne de yalnız şehzade.
Baharları on üçünde açar elma çiçeği,
Hem daha gönülden, hem de daha iyi.
Kim istemez ki, yaşaması tam yaşama olsun.
Gündüzleyin bütün yaşayanlar için bir çalışma,
Aşk ve huzurda sofraya kalsın, akşama..
Ceyhun Atuf KANSU
 
Y  e  ş  i  l  ı  r  m  a  k 
Hikayesi Köse Dağından başlar,
Yeşil ırmağın  macerası.
Ana sudan doğar, gelişir, büyür.
Çarşamba’ya doğru akar.
 
Hele ilkbahar selleri aman,
Dağ dağ açılır mı ovalara?
Sormaz toprakta ne var, ne ektiniz.
Kabarmış tarlaları ezdiği zaman.
 
Bu eski maceradır, bin yıl eski,
Hep ekmişler, o almış götürmüş.
Köyleri de basmış, kentleri de,
Ama bilmez ki, bilmez ki.!
Ceyhun Atuf KANSU
 
 

Bir Yorum Yazın