Gülseli İnal

 
 
E    K    İ    N        A    C    I    S    I
akşamüstü ekin acısı mı bu
yoksa sarışın buğdayın iç çekişi mi
suların artık unutması mı toprağı..
 
nedir bu ağaç yalnız ürperen öyle
ay ışığına hazırlanırken dallarını..
 
nedir bu acı sinen bu kalabalık otlara
sarı yüreğe
ki ateş ülkesidir orası
kızıl tandan daha da aşk küskünü..
 
nedir bu köklerde sızlanmalar
acıyı yağdıran
durgun sümbül yüzler
kimdi ay bahçesinde tek başına dans eden
kim kırıyor dalları..
 
biliyorum dağılıp gidecek her şey
polenler gibi uçuşacak ruhlar
Antares’in ruhu açacak
nergis parçalanacak ay gölünde..
Günseli İNAL
 
 
E Y   G Ö Z L E R İ   D Ü Ş   R E N G İ
ne söylersen onu yapıyorum elimde değil verdiğin güle
dokunmamak
gözlerin neredeyse bedenim orada oluşuyor yeniden
rüzgarların eğilip kulağıma fısıldadıkları oluyor söylediklerin
dilim tutuluyor sanki buruk bir yemiş tatmışçasına
sessiz bir başına yok olarak yeniden yaşıyorum yanında
hiçliğin tadına bakıyorum
varlığını biraz biraz duydukça
bedenim bedenine kapanıyor yavaşça
sırtında büyük sırmalı bir harmaniyle karşılıyorsun beni..
 
bir bulut gelir hani kanatları yağmur rengidir
uzun yol yorgunudur sonra başka türlü
bir yüzdür gökyüzü
onu yaşıyorum yanında
kış sabahının açmış tüm çiçekleri elinde
elimde değil senin yanında ırmakların sesini dinlememek
birden bire allak bullak oluyorum gelişinle
kollarımdan uç veren zeytin dalları
ipek bir sedire yatırıyorum duygularımı
seni ey yağmur kaçkını
sabah yeli tadı
sen güneşin ışık damlası ayışığı dansı
sen gece yarısı beyazı
kasırgada deniz denli tutkunu olduğum sen
yemişlerin zehir tadı
evrenim tuzum dağ yelim
yaşamım
ve yanı başımda soluk alıp veren deniz gibi sen..
Günseli İNAL
 
 
S     E     V     G     İ     L     İ
belirsiz bir soluk alıp verişin var
duyuyorum uzaklardan
artık o soluklarda tüm yıldızlardan
şu gökkayalardan koparılmış taş
yoksa otların arasında çırpınan şu
incecik gelincik
gelip giden kırmızısıyla çarpan yüreğim mi benim
yerinden oynatılmış eski yıldızlar
eski mabetlerin gökyüzü gölgesi
gel gör ki o ulu yalnızlık
ellerimle koparıp verdiğim bir şey bu
bırakılmış artık yılanların uğrağı
çaylakların sesini duyduğumuz mabede
birlikte oturup sunarken yakarımızı
neydi o
yüreğinde karmakarışık bir gülü tutuşun..
 
ellerimi uzatsam
bedenin deniz ormanlarının çiçekleriyle kaplı
içimde bir geçit hiç durmadan kapılarını açıp
kapıyor sana..
 
bir bakışın bir gülüşün
bir dağ başında oturur gibi oturuşun
sonra leylak kokan bir deniz aramızda yine
ilk kez dolaşıyorsun bu benim açtığım
mağarayı tek başına
adımlıyorsun toprağı bir boydan bir boya
bırakıyorum içimin rüzgarlarını, yelkenlerini
süzülsün diye senin iç denizlerine
yeşillerini takmış da başına
tuhaf bir tutsaklık sarıyor beni
düşündükçe ateş gülleri ateş gülleri
senden bana geçen dudağıma konan bir
kızıllığı takıyorum şimdi…
Günseli İNAL

Bir Yorum Yazın