Halide Nusret Zorlutuna

               
             H A L İ D E    N U S R E T    Z O R L U T U N A
             1901 yılında İstanbul’da doğdu.  Babası Erzurum’lu  Zorluoğulları’ndan 
gazeteci Mehmet Selim Beydir. Mehmet Selim Bey 1908 yılında İttihat ve Terakki
Partisine muhalif Fedekeran-i Millet Cemiyeti adlı bir parti kurduğu için sürgün
edilince ailesinden uzak kaldı.  Siyasetten çekildiğinde ise  Kerkük’te Mutasarrıf
olarak görevlendirildi.  Bu dönemde babasına kavuşan  Halide Nusret Kerkük’te
özel hocalardan aldığı derslerle Arap ve Acem dilleri bilgisini geliştirdi. Burada
ki çocukluk yıllarını “Bir Devrin Romanı” adlı kitabında ölümsüzleştirdi (1978).
             I.Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’a dönen aile Halide Nusret’i Erenköy
Kız Lisesine verdi.Lise yıllarında babasının ölümüne yazdığı Ağlayan Kahkahalar
adlı yazısı 1917’de ‘Talebe Defteri’ adlı derginin yarışmasında aldığı birincilikle 
edebiyat dünyasına adım attı.
             İst. Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden
başarıyla mezun oldu. 1924’de Edirne Muallim Mektebinde başladığı öğretmenlik görevini sırasıyla Kırklareli,Kars, Ardahan,Urfa,Karaman,İstanbul ve Ankara’da
devam ettirdi. 1957 yılında  Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulunda görevli iken,
kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Öğretmenlik anılarını “Benim Küçük Dostlarım”
kitabında topladı (1948).  
             Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı.Milli Edebiyat Akımına katıldı. 
Milli duygular içeren “Git Bahar” adlı şiiriyle tanındı.  1926 yılında kırk beş yıl
evli kaldığı Süvari Yarbay Aziz Vecihi Zorlutuna ile evlendi.Ünlü romancı Emine 
Işınsu, Zorlutuna Ailesinin 1938 doğumlu kızıdır.  
             Türk Dil Kurumu kurucu üyesi olan Halide Nusret, aynı zamanda Çocuk
Esirgeme Kurumu, Türk Ocakları, Halk Evleri  ve Türk Kadınlar Birliği  gibi bir
çok derneklerde görevlerde bulundu.  Birleşmiş Milletlerce 1975 yılı “Kadın Yılı”
olarak ilan edildiğinde,  Kadının Sosyal Hayatını İnceleme ve Araştırma Derneği
Halide Nusret’e”Kadın Yazarları Annesi”ünvanını verdi.1983 yılında Türk Basın
Birliği kendisine,Basın Mesleğinde 50 nci Yıl Şerefli Hizmet Belgesi ve plaketini
verdi. Halide Nusret, 10 Haziran 1984 günü İstanbul’da hayatını kaybetti.
 
 
A n n e m e
Bir zamanlar
Gülümserdi ela gözlerin bahar bahar
Bir çift minicik kuştu ellerin
Yumuşak, bembeyaz..
O sıcak sesinde her zaman yaz.
Ninniler, şiirler söylerdin bana
Sesinde bir hasret yana yana..  
 
Anamdın, babamdın..
Yavrundum, yoldaşın, haldaşındım,
Tek daldım tutunduğun.
Kardeşimdin, öğretmenimdin,
Herşeyimdin sen..
Sımsıkı tuttun ellerimden
Işıklı yollara götürdün beni..  
 
Şimdi, ne ola gözlerinde parıltılar,
Ne sesinde o güzelim ahenk,
Ne de ellerinde o yumuşak beyazlık var..
Zalim yıllar almış götürmüş hepsini.
Şimdi ihtiyarsın anam, çok ihtiyar..
Genede en güzel varlıksın içimde..
En sevdiğimsin..
Azizsin anacım, anavatan kadar..
Halide Nusret ZORLUTUNA
 
 
G i t   B a h a r    
Çekil bu gölgeli, yolda gezinme,
Bahar bakışların yine pek sarhoş.
Yanılıp gönlüme misafir inme,
Kapısı kilitli, mihrabı bomboş..
 
Mabettir orası, meyhane değil.!  
 
Işıklar, kokular, sesler, çiçekler..
Ömrünün her günü bir başka düğün,
Bülbüller koynunda açtı çiçekler
Güller dökülürler göğsüne bütün.!
 
Gerçekten güzelsin, efsane değil;
 
Altınlı başında papatya niçin?
Sarı saçlarına pembe gül takın
Git bahar.. Gönlümde ibadet için,
Diz çöken kızları ürkütme sakın.
 
Kalbime girme, o kaşane değil.!  
 
Git bahar, git bahar.! Uzaklarda gül,
Denize renginden bırak hediye,
Ufuklarda gezin, semaya süzül..
Kalbime sokulma “peymane!” diye,
 
Gördüklerin kandil, peymane değil.!
Halide Nusret ZORLUTUNA
 
 
K u m   S a a t i   
Bir kum saatinde erimiş gibi,
Zaman parça, an parça parça.
Hangi zalim oktur delen bu kalbi?
Göğsümden dökülen kan parça parça..
 
Benim değil artık, yaşamıyor dün.
Doğar mı  doğmaz mı, beklediğim gün?
Bu yalan dünya da ne var ki bütün,
Huzur parça parça, can parça parça..
Yaşanmamış ömre yan parça parça.!
Halide Nusret ZORLUTUNA
 
 
M  u  c  i  z  e   
Büyük kudretim, pek çok inandım,
Seni ta içimden sevdim ben, Tanrım.!
Gönlüme tecelli eyledin sandım;
Yavrumu bağrıma basarken, Tanrım.!
 
Yüzü gülden pembe, güneşten parlak,
Gözlerinin nuru sendedir mutlak,
Onun çehresinde sana tapınmak,
Eğer bir günahsa affet sen Tanrım.!
 
Gönlüme taktım da neşeden kanat,
Gözlerime doldu göklerin kat kat..
Her eserin güzel ve yüksek, fakat
Bu çocuk en büyük mucizen Tanrım.!
Halide Nusret ZORLUTUNA
 
 
S  e  v  m  e  k 
Sevmek. Delicesine, deliler gibi sevmek.!
Kuş uçar gibi sevmek, gök gürler gibi sevmek.
 
Bir çocuk inancıyla inanarak, kanarak
Ve bir günahkar fani azabıyla yanarak,
 
Hep onu arayarak baharda, yazda, kışta;
Nihayet “Büyük Sırra” ulaşmak bir bakışta.
 
O bakışta okumak aşkın büyük adını,
Hep o büyük bakışta bulmak var olmanın tadını.
 
Sevmek: Hasta anneyi, altın başlı yavruyu,
Baharı, yıldızları, göğü, güneşi, suyu..
 
Yürekten kopan ince bir ahı, sever gibi,
Sevmek.. Toprağı sever,  Allah’ı sever gibi.!
Halide Nusret ZORLUTUNA
 
 
 
Yayla Türküsü       
Bingöl yaylasında bir renktir bahar,
O güzel adına kurban yaylalar.!
Bir yudum suyunda bin bir şifa var.
 
Sarmaşır güneşle, öpüşür ayla,
“Yaylalar içinde Erzurum yayla.”
 
Gülüne, başka gül uyar mı ola?
Türküsünü Tanrım duyar mı ola?
Düşümde gördüğüm bu yar mı ola?
 
Sarmaşır güneşle, öpüşür ayla,
“Yaylalar içinde Erzurum yayla.”
 
Damarında akan Türk’ün kanıdır.
Göğsünü kabartan Türk’ün şanıdır;
Yayla Türk’ün canı, öz vatanıdır..
 
Sarmaşır güneşle, öpüşür ayla,
“Yaylalar içinde Erzurum yayla..”
Halide Nusret ZORLUTUNA

Bir Yorum Yazın