Hilal Karahan

 
                 
 
                H İ L A L   K A R A H A N  
                     1995 yılında Balıkesir’in Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesini ve 2001 yılında
Ankara Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesini bitirdi.2006 yılında Ankara
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında
uzmanlığını aldı.
                     2000 yılından beri şiir, öykü, deneme ve incelemelerini; Mühür, Yasak
Meyve, Har, Hürriyet Gösteri, Varlık, Kurşun Kalem, Patika, Cumhuriyet Kitap Eki,
Akköy, Mor Taka, Eliz,Cini Kitap,Özgür Edebiyat, Papirüs, Edebiyat Ortamı, Aşkın
e-hali, Ayraç, Üç Nokta, Akbük, Ayna, Kül Öykü, Etken, Kum, Dize, Şiir Saati, Islık,
Le Poéte Travaille, Bahçe, Ücra, Heves, Düşe -Yazma, Bilinçaltından Notlar, Mavi
Ada, Kül ve Kuzey Yıldızı gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı.
                     Sırası ile ; Giz ve Sis (2004  Yaşar Nabi Nayır  Şiir Yarışması Dikkate
Değer), Tepenin Önünde (2010), Gecikmiş Mumya (2010  Cemal Süreya Kitap Da-
lında Başarı Ödülü), Şiir ve Kuantum (2012-Deneme),Öteki Poetika (2012 – Derle-
me) ve Ateşi Bölen Gece (2013 M.Sunullah Arısoy-Burhan Günel Özel Ödülü) adlı
kitapları yayınlandı.
 
 
11 Temmuz 2010 Gecesi
Gökyüzünü Bakır Bir Orak Gibi
B i ç e n   H i l a l ‘ e . .
dediniz ki;
ilk aydır adınız,
ilk ayda doğduğunuzdan,
 
ve ağırlığından eğilen
buğdaydır boynunuz;
 
bilinmez oysa, o karanlık
kundağınızda, kulağınıza ezanla
fısıldamış adını deccal.!
 
ey hilal,
siz ki aşkı halk eden o bakır şafak,
 
siz ki acıyla lal
va susmaya meyyal,
 
siz ki buğdayın boynunu vuran oraksınız.!
Hilal KARAHAN
 
 
S u y u n   K ö ş e l e r i
                            “kül uzun sürer.”
                                    Şükrü Erbaş
henüz kapıdan çıkmadan özledim seni
oysa kibar bir hükümdü yokluğunuz
şakaklarımdan taşlar kırılıyordu
gün balkon ipinde sallanıyordu
düştü düşecekti ağır bir anlam cayır
cayır arıyordum ellerinizi..
 
sizi tanıdığım akşamdı sevdiğim ilk
ip cambazlarının zerafetiyle oturuyorduk
suskunluğunuz, sarhoşluğum ve sürüdüğümüz gölgeler
yalnızlığa meyilli santranç tahtasından
durup durup gül kırıyordunuz
yüzünüzle teniniz arasında
sıkışmış bir liman..
 
yazılsa nesneye ve mekana dönüşebilirdi
sizi sevdiğim zamanlar
susmak keskin bir ifade biçimiydi
ibadet eder gibi büyüttüm
mezar toprağında ulu bir çınar
acıyla terbiye olmaktı acının tek erdemi..
 
ölü denizatları biriktirdim suyun köşelerinde..
Hilal KARAHAN
Tepenin Önünde adlı kitabından.
 
 
 
T e p e n i n   Ö n ü n d e
1/ hızla alıştı zeka
     uyumu tanıyorken tohum
     surlarından düştü duyarlılık
 
2/ “duydum” dedi kırılırken dal
      “insan sadece kendine dönüşür
       cama üfleyen ayna
       insandır, en ağır insana.”
 
       gerindi köy yolu, tedirgin
       gülüştü bir kaç kurumuş ağaç.
 
       durup gidene baktılar
       güçlüydü tepenin önünde düzlük..
Hilal KARAHAN
Tepenin Önünde adlı kitabından.
 
 
Y a z   Y a ğ m u r u
         “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli,
    çünkü ruhun yedi kat giysiyle ötrülüdür
          ve sen yüreğini elinde tutamazsın.”
                                              Halil Cibran
dönebileceği bir yer arıyordu
hangi şehre gitse yabancı
trende unutulmuş şemsiye
yan koltuktakiyle iki kelime
bilmiyordu ki nereye gitse
kendini de yanında taşıyordu..
 
fena küsmüştü limanlar
gözlerini yakıyordu ateşiyle
kavrulduğu masallar
dönebileceği bir yer arıyordu
dönüşler di gerçek yolculıklar
bilmiyordu ki aramak
ve gitmekti yükümlü olduğu
sınırlarından taşıyordu..
 
çabuk toplamalıydı ellerini
zaman kımıldanıyordu
bir illüzyondu, dökülüyordu bedeni
anlamı gizliyordu
biliyordu ki anlaşılmak
en büyük tehlikeydi
yüreğini elinde tutuyordu..
Hilal KARAHAN
Tepenin Önünde adlı kitabından.

Bir Yorum Yazın