İlhami Bekir Tez

 
 
 
       İLHAMİ BEKİR TEZ :
       1906’da  Trablusgarp’ta doğdu.  Küçük yaşta öksüz kaldı. Subay olan dayısının
şehit olması üzerine, yetimler yurdunda kaldı.  İstanbul  Öğretmen  Okulunu bitirdi.
Uzun yıllar bir çok ilde ilkokul öğretmenliği yaptı.Toplumcu,Gerçekci Şiir Akımının
önemli isimlerindendir.
       Atatürk’le ilgili en renkli şiirleri yazmış şairlerimizdendir. Şair, Atatürk’ü konu
edinen ilk eserini  1927 yılında yazmıştır. Üç bin dizelik bu destan, Türk şiirinde ilk
devrimci eserdir.Cumhuriyetin onuncu yılında 29 Ekim 1933 günü yayınlanan Altın
Destan şairin  Atatürk’le ilgili  üçüncü şiir kitabıdır. Binlerce dizelik bu destan hem
üstün değerde bir sanat eseri, hem de gerçek bir tarih kitabıdır.  İlhami Bekir, eseri
Altın Destanla Halit Ziya Uşaklıgil’den Rıza Serhatoğlu’na, Halide Edip Adıvardan
Janset Hanım’a,Vasfi Mahir Kocatürk’ten Nurullah Ataç’a kadar nice değerli insa-
nın takdirlerini almıştır.
        Şiirlerini; Meş’ale, Milli Mecmua, Resimli Ay, Serveti Fünun,Varlık,Yeni Türk
ve Yeni dergilerinde yayımlayan  İlhami Bekir Tez,  29 Mart 1984 günü İstanbul’da
hayata veda etti.
        Sırası ile; Hayat Bilgisi ile Çocuk Şiirleri (1927), 24 Saat (1929), Mavi Kitap
(1930), Olduğu gibi (1935), Hürriyete Kaside (1945),  Birinci Seans Çocuk Şiirleri
(1956), En Güzel Şarkı (1960), Küba (1962),  Şiirler (1971) ve Altın Destan (1933-
1973) adlı şiir kitapları yayınlandı.
 
 
Altın Destan
Y ı l   1 8 8 1
Suda kırık teknelerdir
Seylan, Somatra, Cava..
Emperyalizm..
                 Denizaltı çıkmış ava..
 
Seyrek sakallı
Kara gözlü
Budist rahiplerinin
Sarı vatanı
Vietnam
                 uykudadır.
Afyon yutup
Şekersiz yeşil çay içen
Saçı örgülü
                 Çinli korkudadır..
Bir ağaç gibi toprakta kök salıp
Mukaddes ineklerin memelerine dalıp
Ölülerin külünde savrulan
Brahman
                 ne mutludur ki..
Kement atıp
                 Parya avlıyor İngiliz..
Cirit atıyor
Gana’da, Kongo’da, Nijerya’da
Sömürgeci Felemenk Portekiz.
 
Gökte yıldız sahrada kum.
Fildişi sahilinde kahve yükleniyor
Toprakta çatlıyor tohum..
 
Y ı l   1 8 8 1 
Afrika
Süveyş’i, Nil Deltası ile
İngiliz emperyalizminin emrindedir.
Buğday ambarı Cezayir..
Cezayir’de bankası, kumpanyası, okuluyla
Genç sömürgeci Fransa.
Cizvitlerin mukaddes ülkesi
Katolik İspanya
İncil’den ayetler okuyup
Kol atmış Fas’a..  
 
Satılmış Tunus,
Daha doğuda
Uzakta bir çadır gibi
Korsan ülkesi
                 Müslüman diyarı Trablus..
 
Y ı l   1 8 8 1
Sömürü Osmanlı’nın göbeğinde.
Dönem Abdülhamit dönemi.
Devlet batan gemi.
Tayfalar gemide aç.
Korku kulaç kulaç..
 
Bin bir akşam sabah yürü
Her iklimde başka kervansaray.
Bir uçta doğarken
                 ötede batma da ay..
 
Cidde, Medine, Şam, Halep
Ve Manastır, Selanik onunla hep.
Selanik bir büyük liman,
Selanik bir büyük şehir,
Balık avlar limanda balıkçılar,
Gemiler atar demir..
 
Y ı l   1 8 8 1
Kızıl kıyamet kopacak
                 büyük çapta.
Selanik bir büyük liman,
Selanik bir büyük şehir,
Selanik’te bir mahalle,
Mahallede iki katlı ev,
                 Kagir..
 
Y  ı l   1 8 8 1
Kiraz mevsimi
Vakit alaca karanlık
Ay batacak, güneş doğmak üzere,
Toprak kabardı
Gök gerine gerine uyanıyordu.
İki katlı kagir evde
Çifte şamdan yanıyordu.
Ve ansızın.
Sarı gür bir kadın saçı gibi
Dalga dalga esti rüzgar,
Havalarda bir doğum müjdesi var.
Kiraz ağaçları meyve yüklü
                 pıtrak pıtrak.
Gün ağardı taze, apak
Ve öptü yeni doğan küçük Mustafa’nın
Parlak ışıklı yüzünü güneş.
Şerbetler içildi, müjde salındı dört tarafa.
Uğurlu olsun!  Mutlu olsun.!
Kutlu olsun Mustafa.!
 
İlk yıllarda durgundu pek,
Saçları çile ipek,
Kaşları çekme yay,
Yüzü gökte ay,
elleri sedef beyaz.
Hayrola kutlu ola.!  
 
Babası Ali Rıza
Küçük memurdu o zamanlar,
Öldü genç yaşta..
Sofuzade Feyzullah Efendi’nin kızı
Zübeyde Hanım dul ve tasalı,
Dilinde eski bir Rumeli Masalı..
Oku da büyük adam ol.!
 
Açıldı ışıklı yol
Rüştiye’ye girdi o sene.
Bir taş yapıydı Rüştiye
Günde beş kez okunur ezan
Beş kere çalardı borazan
Yürünürdü rap rap diye..
 
Mustafa Bey Riyaziye okuturdu.
Bir gün Mustafa,
Durdu Mustafa’nın önünde
“Sen Mustafa ben de”
“İki baş gibiyiz bir bedende.!”
“Sen Kemal ol.! Mustafa Kemal.!”
 
Ve ertesi gün
Bütün sınıf
Kemal diye çağırdı onu.
Geldi Rüştiye’nin sonu
Geçti Manastır İdadisi’ne
1896’ydı sene..
 
Y ı l   1 9 0 5
İki çelik süngü ile kaşı,
Mustafa Kemal Şam’da Yüzbaşı..  
 
Y ı l   1 9 0 6
Dönem Abdülhamit dönemi.
Devlet batan gemi
Tayfalar gemide aç
Dert mil mil üstüne
                 inilti kulaç kulaç..
 
Ne umut ne hareket
Memleket
Bir uçtan öbür uca iskelet.
Balkan kazandır kaynayan
Sırp pusuda, Bulgar ayakta,
Selanik’te ihtilal şarkıları söylüyor Yunan.
 
Y ı l   1 9 0 6
Kuruldu gizli cemiyet
Yarı uykudayken Şam
Habersiz düştü yola
Mısır, Yunanistan, Selanik
Selanik’te son mola..  
 
Mustafa Kemal’in
Bir namludan çıkan
                 kurşundu sözleri
Ve çelik süngüler gibi
                 yanıyordu gözleri..
Dedi ki;
– Yol iki.!
Ya İstiklal, Ya Ölüm.!
 
Y ı l   1 9 0 8
Meşrutiyet.
31 Martta karşı ihtilal.
Mustafa Kemal
Hareket Ordusunun birinci kurmayı
Bastırdı ordu
İstanbul’da mektepli subay avlıyan
Yeşil sarıklı ayaklanmayı..
 
Y ı l   1 9 1 1
Afrika
Fildişi sahili Nijerya,
Konga, Gana,
Fas, Cezayir,
İspanya, Fransa, Danimarka,
                 Portekiz..
Geniş hasır şapkalı
Mantar suratlı İngiliz..
Sömürge halkları
Kıyılarda sürülmede.
Hülasa Afrika
Sömürülme de..
 
Y ı l   1 9 1 1
İtalyan orduları
Topu tüfeği gemisi uçaklarıyla
                 saldırıda.
Gök ateş, deniz ateş, yer ateş.
Ölüm dal dal dökülüyor,
Sarı humma, kara zeytin ağaçlarından
Zeytin gözlü, hurma renkli yerli halk
Kurşuna diziliyor asılıp saçlarından..
 
Ölüm ne kadar yakın.!
Umut ne kadar uzak.!
Ve Libya sürüden ırak
                 yaralı bir devedir.
Yaralı aslan gibi kükreme de
Kara yeleli Bingazi
Gök bakır,
Toprak demir,
Toprak bir uçtan
                 öbür uca mayın tarlası..
 
Mustafa Kemal savaşta,
En başta
Derne kuvvetlerinin komutanı.
Yangın sarınca  Ana vatanı düştü yola,
Mısır ve Romanya üzerinden vardı İstanbul’a.
 
Y ı l   1 9 1 2  
Trakya, Makedonya, Balkan yangın içinde
Şehirler art arda düşüyor,
Düşman Çatalca önlerinde.
Köyler ateşe verilmiş.
Şehirler aç
Yıldırım çarpmış ağaç
                 gibi yerde ölüler..
Gözlerine mil çekilmiş köylüler
Kurşunlar adım atıyor.
Yol başlarında taze dullar yatıyor.
Ay süt beyaz doğar geceleri
Kan kırmızısı batar güneş..
Artık
Ne mavi gözlü Selanik,
Ne Manastır, ne Kosova,
Ne liman,
No o sarı başaklı ova..
 
Y ı l   1 9 1 4
Mevsim yaz
Hava barut kokuyor.
Bulut toprak kabarmada.
Avrupa, Asya, Afrika
                 Fermada..
Bir yanda Bulgar, Alman, Macar
Bir yanda Fransız, Rus, İngiliz..
 
Y ı l   1 9 1 4
Yedinci ay
Yirmi sekiz büyük savaş.
Artık ne baş kalacak omuzda
Ne taş üstünde taş..
Bellidir oyunu İngilizin.
Kahpedir Alman emperyalizmi.
Karadır suları Karadeniz’in.
İki harp gemisi dalınca Karadeniz’e
Savaş açtı itilaf bize..
 
Yıl 29 Ekim 1914
Çıplak ayakla bastık ateşe,
Mustafa Kemal Bulgaristan’da ateşe.
Karşılıklı iki saf, iki taraf
Avusturya-Macaristan-Almanya-Bulgar-Türk,
İtalya-Fransa-İngiltere-Rusya.!
Bütün sömürgeleriyle Afrika, Asya..
Gök yangında, yer yangında,
Yedi cephede savaş..
Ne omuzun üstünde baş kalacak,
Ne taş üstünde taş..
 
Yıl 16 Ocak 1915
Sarıkamış
Sarıkamış’ta karakış
Ve ilk saldırının sonu:
                 Türk bozgunu..
Hava kan rengi
Toprak kara buluttur yanıyor
Ve Çanakkale Boğazı dehşet içinde,
Gemiler Gelibolu önlerinde..
 
Yıl Ocak 1915
Yıl Şubat 1915
Gemiler kara kanatlı kasırga kuşlar gibi
Kanat çırparak mavi sularda uçma da,
Mustafa Kemal Tümen Komutanı  
Çanakkale’nin dış tabyaları dövülüyor.
Duman içinde Conk Bayırı,
Gemiler ateş içinde, ateş açmada.
Cephe bozuldu, Asker subaydan önce kaçmada.
Mustafa Kemal Tümen Komutanı
Bir tepede kaya gibi dik,
Sesi sert, sesi çelik..
 
Yıl 26 Nisan 1915
Arıburnu’ndan çıkan düşman 26 bin.
Avustralyalı, Kanadalı, zenci
General, subay, çavuş, er
Gökte yıldız, denizde kum
Durum daha zor durum.
Mustafa Kemal’in çelik sesi duyuluyor.
“Asker size ölmeyi emrediyorum.”
57 nci Alay’dan 6 bin er
O gece öldüler
Ve o gece
Beyaz ay öptü yaralı alınlarından
6 bin şehidin..  
 
Arıburnu alev alev
Yanarda yanar.
Hasan çavuş yaralanmış
Yarası kanar.
İsmailoğlu tepesi
Dumandır duman
Türk askeri süngü takmış
Yamandır yaman..
 
“Çanakkale ortasında
Bir uzun çarşı
Mehmetcikler can veriyor
                 Düşmana karşı..”
Anafartalar yollarında
Bir kırık testi.
İngilizler, Fransızlar
Ümidi kesti..
 
Y ı l   1 9 1 6
Dilde şarkı, elde bayrak
Mustafa Kemal
Oldu general..
 
Enver Paşa cesur
Büyük Kurmay.!
Emrinde kırk tabur
Dokuz alay
Tümenler..
 
Osmanlı-Rus
Karşılıklı saf olup durdular.
Ve birden yer yarıldı Karlı Ova’da,
Bulutlar kanat çırptı havada.
Mongol suratlı Rus müjikleri
Prens Nikolayeviç’in komutasında.
Düştü Erzurum ocak ortasında.
Kötüden kötü durum.
Kırk bin yaralı, kırk bin esir..
 
Ve şimşek kanatlı kartal
Mustafa Kemal
Yetişince karşı saldırı
2 Ağustos Muş..
Bitlis’te, Muş’ta kurtuluş.
Bitlis’te beş minare
Çifte ezan okunuyor şehirde..
 
Y ı l   1 9 1 6
Hicaz’da baş kaldırmış Halife’ye
Mekke Emiri Hüseyin.
Filistin’de yollar kesilmiş.
Bedeviler isyanda,
Medine’de ordu bitkin aç.
Mustafa Kemal Suriye cephesinde.
Mavi gözleri sarı kahverengi haritada.
Dağların yelesinden tutup
Dağların sırtına savurmada.
– Kaçmak mı?
Bizim kitabımızda bu yok.! diyor.
Yok diyor Mustafa Kemal.
Türk ordusu Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de
Hala dövüşmede.
Şehirler ard arda düşmede..
 
Yıl 30 Ekim 1918
Ordular geri dönecek.
Mondros.
Ve artık
Bütün umutlara paydos..
 
Çanakkale, Akdeniz, Karadeniz
Karada, havada, denizde
Kafkasya’da
Galiçya, Makedonya
Suriye, Irak..
Yaralı, aç, çıplak
Dört yıl savaştık..
200 bin ölü verdik
Hicaz’da, Balkan’da
Sarıkamış’ta, Erzurum’da..
Galiçya’da can verdi Bodrum’lu Mehmet.
Makedonya’da Halep’li Osman.
Çanakkale’de Mardin’li Bekir.  
On bin yaralı, on bin esir..
Ne eser kaldı devletten,
Ne haber geldi Ahmet’ten.
Ne künye ne resim
Bütün umutlara paydos..
 
Yıl 30 Ekim 1918
Limni Adası,
Yüksek tavanlı bir konak odası.
Mondros..
Ve artık
Bütün umutlara paydos..
 
Yıl 13 Kasım 1918 gecesi
İstanbul’un gökleri dumandadır.
Altmış parça gemisiyle
Düşman filoları limandadır.
İstanbul’da yedi tepe var.
Tepelere kül kül bulut yağar.
Geceleri
Gül kırmızı batar güneş,
Gül beyaz doğar ay..
Şehir yas içinde
Yas yürekte fıkır fıkır
Kaynar sudur
Tas içinde..
 
Yıl 14 Mayıs 1919 İzmir.!
Gök karardı
Deniz yarıldı
Sular çatladı
Gemiler limana attı demir
Pileli etekli Efzan neferleri
Kordonboyu’na atladı..
 
İlk Türk cevabı
Hasan Tahsin Bey’in kurşunu.
Ve bir gencin
Yaylım ateşi izledi bunu..
 
Ve başladı katliamlar.
Evler ateşe verildi
Çöktü damlar
Yüz ölü bin yaralı
Yanıyor Güzelyalı
Kan içinde Kordonboyu
Yas içindedir ovalar..
 
Yıl 15 Mayıs 1919
Yürüyor denizde su;
Gökte bulut köpürüyor,
Gök dumanda.
Bir duyulmayan çığlıktı şimdi sessizlik limanda.
Kadifekaleye
Yunan bayrağı dikilmişti..
 
Yıl 16 Mayıs 1919
Mustafa Kemal
Dün sabah erkenden uyanmıştı.
Galata Rıhtımına bir küçük gemi dayanmıştı.
Limni’de biten kavga
Samsun’da başlayacaktır..
 
Şimdi Anadolu
Yaralı aslan yüreği gibi
                 kanamaktadır.
Gemi Bartın Amasra önlerinde
Mustafa Kemal Gemide ayaktadır..
 
Y ı l   1 9 1 9
Mayıs’ın 19’u
Gökte bulut köpürüyor
                 köpürüyordu.
Ve Mustafa Kemal
Ayak bastı Samsun’a
         Gün yürüyor,
                 Yol yürüyor,
                         O yürüyordu..
25 Mayıs Havza,
         12 Haziran Amasya,
                 4 Temmuz Sivas,
                         23 Temmuz Erzurum.. 
İlk ateş Sivas’ta yanacaktır.
İki yol var, İki ihtimal.
Ya İstiklal, Ya ölüm.!
 
Sivas ünlü bir şehir,
Sivas ünlü bir şehirdir.
Sivas’ta ince minare,
Sivas’ta bir mavi su,
Sivas’ta Mustafa Kemal’in adı Bayrak..
 
Y ı l   1 9 1 9
23 Temmuz Erzurum
Şehirde kalabalık
Gökte yıldız denizde kum
“Geliyorum.!”
Küçük ahşap bir okulun
Soluk duvarlı salonu
Y ı l   1 9 1 9
23 Temmuz
Saatın 10’u
Sallandı çöktü gök yere
Meydanlarda davullar çalınıyor.
Başladı toplantı, Açıldı kongre.
Donmuş gibi salonda hava,
Ağızda ses, damarda kan
Mustafa Kemal Başkan..
 
Ve bütün seslerin üstünde tek ses
Mustafa Kemal’in sesi
Tümdür vatan.
Bizimdir üstünde gezen,
Bizimdir altında yatan.
Parolamız İhtilal;
Ya istiklal, Ya ölüm.!
 
4 Eylül Yıl 1919
Denize akan nehir gibi
Sivas’a akıyoruz.
Yanıyor doğu batı kuzey güney
Ve Mustafa Kemal’in kafasında
                 tek şey, tek karar..
Hakkari Dersim Van,
Maraş’tan Urfa’dan,
Edirne’ye kadar.
Vatan tektir.
Yeni bir devlet kuruluyor
Ve Heyeti Temsiliye
Bütün vatanı temsil edecektir..
 
Yıl 1919 13 Aralık
Sivas’tan Ankara’ya hareket.
Yıl 27 Aralık 1919
Ankara ayaktadır.
Şehrin bütün sokakları
Yeri göğü çınlamaktadır.
Yaşa Mustafa Kemal Paşa..
 
Yıl 1920 Ocak, Şubat
Toroslar mahya mahya gazlı bez gibi yanıyor.
Antalya’nın yüreği kanamakta,
Mersin ayakta,
Deprem içinde Adana,
Urfa’da Maraş’ta Antep’te
Dokuz tabur üç alay
Bütün güney şehirleri yanıyor
Yerde kıvranıyor Hatay..
 
Yaralandı Urfa’da kırk,
Adana’da yüz elli yiğit,
Antep’te 6 bin şehit.
Kanlar içinde Şahin Bey
Makinalı tüfeklerle donatılmış
Ağır tanklara karşı
Hep o yangınlı ihtilal marşı.
Fransız’a, İtalya’na, İngiliz’e
                 karşı atılan kurşun
Emperyalizme karşı duruşun.
Şehirlerde semtlere bölündü mahalleler..
Her semte bir baş.
Elde ne varsa; balta, gülle, taş,
Düşman üstüne, düşman üstüne
Azınlık kiliselerinde çan..
Minarelerde ezan..
Düzce’de, Bolu’da, Gerede’de
Ferman üstüne ferman..
 
Yıl 1920 Martın 16’sı
Beşiktaş, Dolmabahçe kıyısı dumanda,
İngiliz gemileri Sarayburnu’nda limanda,
Şehzadebaşında Mızıka Karakolunu bastılar
Altı şehit 16 yaralı var.
Harbiye nezaretinde Britanya bayrağı dalgalanıyor.
Harbiye’yi bastılar
Onbeş yaralı üç yiğit şehit
Dördüncüyü nizamiye kapısında astılar.
Meclis binası önünde
Üç İngiliz mangası var..
 
Yıl 1920 9 Haziran
Ermenistan seferi
Ekim 28’de
Yunan Kütahya önlerinde Gediz’de
Baş kaldırmış yine devamdadır.
Şimdi isyan Konya’da Meram’dadır.
Bir zamanların kahramanı
Çerkez Ethem baş kaldırdı.
Demirci Efe isyanda..
 
Yıl 1921 4 Nisan
On gün var ki
Kan gövdeyi götürüyor
Kana kan, başa baş
Savaş bu, savaş
Bu savaş İkinci İnönü
Bir kez doğar,
Bir kez ölürmüş insan.
Yıl 1921 Nisan..
 
Günler geçti aradan
Yunan kralı Konstantin
İkinci İnönü’nün öcünü almak için
Dört düvelden aldığı yeni güçle saldırdı.
Henüz toparlanma mışız.
Ard arda, bir bir.
Düştü Afyon, Uşak, Eskişehir.  
Düşman ilk siperlerimizde
Türk ordusu çekilmektedir.
Ankara ha düştü ha düşecek
Sakarya’nın doğusunda
                 toparlanmamız gerek..
 
Yıl 1921 Ağustos 20’dir.
Vakit sabah vakti
Saat ya altı ya buçuk
Ve O yüzü uçuk
Saat ya altı ya buçuk
Bütün gece uyumamış
Bir bıçak gibi kesmiş uykusunu
                 gelen haberler
Kapı vuruldu:
Bir er girdi içeri
Kan kırmızı apaçıktı
Mustafa Kemal’in gözleri
Bir pusula verdi çıktı er
Ve O, geçen yılları düşündü birer birer
Parmakları parmaklarına geçmiş
Çatılan silahlar gibi
Saçları sarı köpük yüzü mor.
Durdu ve düşündü ki durum zor
Vakit sabah vakti
Belki yedi belki buçuk..
 
Y ı l   1 9 2 1 
Günlerden 20 Ağustos
Ve O
Mustafa Kemal
Bütün gecesini telgraf başında geçirmiş.
Avurtları çöküktü
Işıklı sarı saçları köpük köpüktü.
Girdi Meclise
Yüzü gece ışıyan ay gibiydi
Bu adam çelik bir yay gibiydi..
Meclis bir anda tuttu soluğunu
-Yok artık bu işten dönüm
– Ya istiklal, Ya ölüm.!
Meclis ayakta alkışladı
Bu mert, bu sert çocuğunu..
 
Y ı l   1 9 2 1
Ağustos 20’dir.
Saat sekiz
Kütahya, Afyon, Simav, Gediz
Gök yere yağıyor bulut bulut
                         Sakarya
Bir yürüyen kan gövdedir ki kanıyor.
İsyan genişliyor dört yandan
Beypazarı, Bolu, Gerede isyanda.
Hendek’te siperler kazılıyor
Müslüman müslümanı vurmak için
                         askere yazılıyor.
Daha kuzeyde Postacı Nazım’la
Kara Mustafa, Çolak Hilmi baş kaldırıp
Çığ gibi çoğalarak Tokat’a girdiler.
Her sokakta bu ne saldırış.!
Her dönemeçte baş kaldırış..
Zile’yi çevirdiler.
Yeni handa başlayan isyan genişledi
Çapanoğullarından Celal Edip,
Deli Ömer çeteleri Aynacıoğulları ile
Yozgat’ta..
Bir yanıp bir sönüyor kızıl ateş
Erbaa’da, Zile’de, Tokat’ta.
Köyler kucak açtı.
Küçük Ağa, Büyük Hacı, Aynacıoğulları,
Kara Nazım, Çopur Yusuf’a..
 
Siverek’te bir Türk aşireti
Türk’e karşı savaşıyor.
Ahmed’in boğazında Mehmed’in kanlı eli.
Silah şakırtısı, kesilen telgraf teli..
Düştü Viranşehir
İsyan Konya’nın içindedir.
 
Türk silahı Türk’e çevrilidir.
Karaman’da sarıklı Türk
Kalpaklı Türk’e karşı.
         Semai
                 Natı Şerif
Ve Mustafa Kemal Marşı:
                 Olur mu böyle olur mu  
                 Kardeş kardeşi vurur mu
                 Türk köylüsü Türk işçisi
                 Askere karşı durur mu?
 
                 Menderes gür akmam diyor
                 Ağa süngü takmam diyor
                 Kahpe Yunan Menemen’den
                 Manisa’dan çıkmam diyor..
Günler var ki çekiliyoruz.
Günler var ki düşman ilerliyor,
Geri hatlarda tutunacağız kısmetse..
Balıkesir, Karacabey, Bursa düştü.
Aydın’dan ilerleyen düşman
                 Nazilli’de,
Salihli, Uşak, Alaşehir
Artık bizim değildir.
Şarapnel yağıyor cephe gerilerine
Türk taburları
Eskişehir ve Dumlupınar’dalar..
 
Yıl 1920 Nisan’ın 23’ü..
T.B.M.Meclisinde
                 demişti ki Mustafa Kemal
Ne aldatıyor ne aldanıyorum;
Ben o kutsal büyük güne inanıyorum.
Yarın yepyeni bir hayat süreceğiz.
Yakındır kurtuluş..
Edirne’den Muş’a
         Hatay’dan Samsun’a
                 Bir bütün vatan
Bir mavi gök,
         Yemyeşil bahar;
                 Bir mutluluk
23 Nisan 1920’de
                 demişti ki;
Anamın ak sütüne,
Gözlerimin lacivert mavisine
İnandığım gibi inanıyorum o güne.
Mavi gözlerinden yıldız dökülüyordu.
Gözleri ta içinden gülüyordu.
1001 pare top atılmıştı o günü,
Meclisin ilk açıldığı
1920’de 23 Nisan günü
Mutlu insan demek,
Mutlu vatan demektir..
 
Ve şimdi niceler sonra
                 23 Temmuz  
Mustafa Kemal konuşuyor
Kimi kime şikayet ediyoruz?
Bir adım gerilemek
İki adım ileri atlamak içindir.
                         Geriliyoruz.
Düşman ilerliyor
Köyler şehirler yanıyor
Vatan bir uçtan öbür uca kanıyor.
Doğrudur,
Doğrudur ama sonunda zafer bizimdir.  
Eskişehir’i alırsa Ankara,
Ankara’yı alırsa Kayseri Sivas’a çekiliriz.
Vatan sathında savaş..
Ya istiklal, Ya ölüm.!
 
Sesi bir bayrak gibi dalga dalga
                         Ve O
Bir altın bayrağı tutan direk gibi
                         dimdik ayakta
Meclis heyecanda tek bir yürek gibi
Tek adamı alkışlamakta.
Birinci İnönü.
         İkinci İnönü..
                 Sakarya…
O Sakarya ki Yunan saldırıları
Granit kayalara çarptıkça
                 kırıldı dalga dalga..
Çekildi ordusu Kostantin’in
                 Eskişehir’e kadar.
2 Eylül 1921 Eskişehir kurtuldu.
Yıl 1921 Eylül 19
Yeni bir rütbe verildi başkomutana;
                 Mareşal.!
                         Gazi Mustafa Kemal..
 
Sakarya Savaşında çekilen düşman
                 Eskişehir Kütahya..
                         Afyon doğusunda
                                 kazdığı siperlerde mıhlanmıştı.
O ne kavga, O ne cenkti, O ne şahlanıştı..
 
Geçti dokuz ay
Günlerce, aylarca
Gerilerden çarıksız yaya yürüdük.
Sırtlarında mermi taşıdı nineler..
 
Ağustos 2o, Yıl 1922
Hava sıcaktan çatlayacak,
Terli yağız bir at gibi..
Uçmak için ordular,
Yekpare tunç bir kanat gibi..
 
Başkomutan
26 Ağustos’ta Kocatepedeydi.
Ankara onu şölende beklerken
                         O cephedeydi.
Şimdi O,
Kara derin uçurumlardan aşmak için yaylanıyordu.
Mavi gözleri ateş mavisi bir kıvılcım gibi yanıyordu.
Mustafa Kemal şimdi Kocatepeden
Kadife kaleyi görmedeydi..
 
Yıl 1922 26 Ağustos
Saat iki
Saat üç
Saat beş beş buçuk..
 
Ve birden
         havada çelik şimşekler çakar gibi..
Top sesleri, yaylım ateş.
Yer gök inliyor
Bir anda toz bulutu her şey.!
Ve birden
         fırladı mehmetcikler siperlerden.
On bin çelik kanatlı yağız atlı..
Atlar terli ıslak, karınları çatlıyor hızdan,
Ve tek ses duyuluyor tek ağızdan..
Kaçıyorlar, kaçıyorlar..
Kurt doludan kaçar gibi
Uçar gibi tüfeksiz kaçıyorlar.
Çantasız, çizmesiz, yalınayak
                         Çatlayarak,
Ölülerin üzerinden atlayarak kaçıyorlar..
 
Sağdan soldan sardık
Sardık ordusunu Yunan’ın
Kartal kanatlı 20 bin atlı
Sarktı arkasına düşmanın
O ne kızgın, o ne kanlı savaştı.
O ne uçan kol, bacak ve baştı..
 
3 0   A ğ u s t o s
Düşman Uşak istikametinde kaçıyor.
Gazi Mustafa Kemal
Ordular! İlk hedefiniz! Akdenizdir ileri.!
                         emrini veriyordu.
4, 5, 6, 7, 8 Eylül
Döğüşe döğüşe
9 Eylül’de İzmir’e girdik
Bir bayrak indi Kadifekalede
Bir bayrak çekildi göndere..
                         10 Eylül sabahı
Mustafa Kemal İzmir’e girerken
Ben İstanbul yolunda
Bir İngiliz kurşunuyla ölüyorum.
Ölüm bana acıyor,
Ben ölüme gülüyorum..
 
Kimimiz tek kolla kaldık
Kimimiz gömüldü toprağa
Adımız öksüze kaldı, dula kaldı.
Antep’te kurşun attık Fransız’a,
İlk kurşunu sıktık İzmir’de Yunan’a
                         Hasan Tahsin’den.
Bu vatan bizimdir,
Üstünde gezenler bizim,
Altında yatanlar bizimdir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinden başka
                         Hiç bir makam
Ulusal mukaddesata hakim olamaz..
 
1 3   E k i m
Ankara Başkent..
 
Yıl 1923 13 Ekim
Köy, şehir, kent ayaktadır.
En büyük, en mutlu, en güzel
                         günü kutlamaktadır.
C u m h u r i y e t .  !
 
İlk adam
         mavi gözlerle
                 baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa,
Yedisinde kız çocuğum
                 hamur yoğurdu,
Yetmişlik annem çocuk doğurdu
                         cephe için..
Ninem saçına kına bağladığı bezle
                 bağladı kan akan dizlerimi..
Geçti çıplak rakamlarıyla kavga yılları
                         elimden tuttular,
Şehrin geniş stadlarında toplananlar için
                                 bana şiir okuttular.
Yeni doğanlar alkışladılar sözlerimi,
İlk adam
         mavi gözlerle
                 baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa,
O yazdı alın yazımızı.
         Ve bağırdık bütün gücümüzle
                 Gök gibi açınca ağzımızı:
C u m h u r i y e t . !
 
Toprak kabardı,  
Bayrak dalgalandı,
Yeni seslerin adımlarıyla doldu yer.
İlk adam
         mavi gözlerle
                 baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa..
C u m h u r i y e t . !
 
O her zaman;
Bir işi bitirmeden
         ne susuzluğu düşünürdü ne yemeği
Sevmezdi inanmadan emretmeyi
Bütün hareketleri eşsiz derin
         düşüncelerinin eseriydi.
O içimizde
         en önce  
                 en ileriyi gören biriydi.
Dedi ki;
         Başarmak için geleceği görmek ve
                 imkan ve şartlar ne olursa olsun
                         göreve kendini adamak gerek..
 
O ay
Kafasında tek düşüncesi vardı;
                         Hatay.!
Eğer Fransa ile savaş olursa
Cumhurbaşkanlığından
         Ve Meclis üyeliğinden çekilir,
                 Bir ferdi millet olarak,
                         arkadaşlarımla, inançlarımla
                                 beraber Hatay’a girer,
Oradakilerle omuz omuza savaşırım..
 
Derdi ki;
Biz hiç bir zaman
Verdiği karardan dönmüş insan değiliz.!
Ona, büyük zaferden sonra
Yürüyelim.! dedikleri zaman
                         Selanik üstüne;
                 Hayır.! dedi.
“Misaki Milli dışındadır Selanik..
  Biz bu Misaka bağlıyız dedik..”
Ne post kaptırırız
Ne isteriz post;
Derdi ki;
Düşmana düşmanız, dosta dost.
 
Derdi ki;
“Gittikçe iyileşen dünyada
  Mutlu dünya ulusları ile bir arada
  Daha mutlu olmak için yarış gerek
  Yurtta barış, Cihanda barış gerek.”
 
O ki  
Olmamak için bağımlı bölge,
Olmamak için İngiliz’in
Amerika’nın ayakları dibinde gölge,
Hür bağımsız bir ülke özlemiyle savaştı.
O güneş gibi
Göğümüzü ışıtan, ısıtan sırma saçlı bir baştı.. 
 
Hayvanları severdi,
Hele atı çok.
Ruama olmuştu atı.
Haber verdiler,
Öldüreceklerdi bu atı..
Yanına sokulan ölebilirdi..
Ve o ölümden ürkmeksizin
                 sokuldu ata..
Okşadı bal renkli tüylerini atın..
Büyük yürekli ata.!
Derdi ki;
Çocuk ve at..
Uçsuz bucaksız sevgidir hayat..
 
Halkıyla konuşmayı sever,
Dertleşir, tartışır, güreşirdi.
Derdi ki;
Ben devletin başında Reisicumhur,
Cephede Başkomutanım..
Ve bunun dışında ben
Milletimle aynı haklara sahip
Milletimin emrinde insanım..
 
Son aylarıydı artık onun.
Istıraplı çile çile, sızım sızım
         geçiyordu günleri Savarona’da..
Hep aynı koltukta
Aynı gök, aynı deniz.
Ve çok eski anılar
İçinde canlanıp
İçinde yürüyordu gölge gölge,
yavaş yavaş sessiz..
 
Yıl 10 Kasım 1938
O sabah
Gök karardı birden bire
Kuşlar kanat çırptı,
Yaprakları döküldü ağaçların..
 
O sabah
En acı ağıtını okudu felek
Bir acı ağıt ki,
Dolaştı yeryüzünü
Doğudan batıya,
Kuzeyden güneye dek..
 
Bir acı ağıt ki,
Toprak kulak verdi
Sular ürperdi
İç geçirerek..
 
Yıl 1938 Kasım 10
Dokuzu beş geçiyor saat.
Ve O Kocatepede
Bir çadırdan bir çadıra geçer gibi
Rahat
         ve cesur
                 öldü..
 
Ölmedin Atam, her an
İçimizde bitmeyen saygı, sonsuz muhabbetsin.!
And ederiz ki, eserin ölmeyecek.!
         Saflar çözülmeyecek.!
                 Sesimizde ses,
                         Gözümüzde göz,
                                 Her adımımızda hareketsin.!
 
Ve demişti ki;
“Ey Türk Gençliği
  Birinci vazifen
  Türk Bağımsızlığını,
  Türk Cumhuriyetini
           sonuna dek korumaktır.
  İlerde
  Dışarda ve içerde
  Seni bu tek temelden
           yoksun etmek isteyenler olacaktır.
  Bir gün
  Özgürlüğünü ve Cumhuriyeti
  Koruman gerekirse
  Vazifeye atılmak için
  İçinde bulunduğun şartlar
           ne olursa olsun düşünme.!
  Özgürlük ve Cumhuriyetine
           kasdedecek olanlar
  Dünyada görülmemiş bir üstünlüğün
           mümessili olabilirler.
  Aziz vatanın bütün kaleleri
           hileyle zapdedilmiş,
                   tersanelerine girilmiş
                           ve memleket bil fiil işgal edilmiş olabilir.
  Ve en kötüsü, en acısı
  Memlekette iktidara sahip olanlar
  Gaflet, dalalet ve hıyanet içinde
  Aldatılmış, satılmış olabilir..
  Hatta iktidar sahipleri
  Özel çıkarlarını yabancıların
  Emelleriyle birleştirmiş olabilirler.
 
  Ve sen ey
           Türk geleceğinin evladı.
  Bu şartlar içinde dahi vazifen
           Türk İstiklal ve Cumhuriyetini
                   Korumak ve kurtarmaktır.
  Muhtaç olduğun kudret
  Damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
İlhami Bekir TEZ
 
 
A r z u    
Gül ol, elimde solan,
Saç ol, boynuma dolan.!
Fer ol; gözlerimde yan;
Camda akseder gibi..
Sevsem, bilmeden asla;
Çılgın bir ihtirasla;
Ve sonra, ilk temasla
Kaçsam gölgeler gibi..
İlhami Bekir TEZ
 
B     e     n  
İlk doğan yıldızım ben, son batan yıldızım ben
Sormayın kimlerim var, yalnızım, yalnızım ben.
Yelim, başı boş gezen, ne yarim, ne yerim var;
Sormayın kimlerim var, yalnızım, yalnızım ben..
Sevincim gözlerimde, bir gece aydınlığı;
Bir gece aydınlığı, sormayın, kimlerim var.! 
Gece aydınlığında akseden kederim var;
Yalnızım, yalnızım ben; kimim var, kimlerim var?
Fırlatın beni, çarpsın karanlık karanlığa;
Ne uzağım ışığa, ne nurdan haberim var.
İlhami Bekir TEZ
 
 
 
 

Bir Yorum Yazın