Mehmet Çetin

 
 
B A Y R A M    K İ M İ N    N E Y İ N E
Bir babam olsaydı belki yeterdi,
Çocuk olurdum eskisi gibi,
Şimarırdım öylesine..
 
Boş ver abi..
Kimin neyine bayram.!
Baba kimin neyine abi.!
Mehmet ÇETİN
 
 
K    O    C    A        R    E    İ    S
Hey gidi Koca Reis,
Gidiyorsun ha,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyorsun ha,
Ne diyeyim şimdi; iyi mi ettin diyeyim,
Kalan.. kalan yok be Reis,
Hani, bir kaç küçük anı, bir kaç hatıra,
İçimde tuhaf bir his,
Sana geldi diyor belki de sıra..
 
Pekala, baş üstüne,
Ölüm çoktan kabülüm,
Nasıl olsa çocuklar büyüdü,
Üç buçuk emekli aylığımla geçinir gider karım,
Lakin, lakin benim korkum;
Şiirlerim kalır diye yarım,
Satılır diye bir mahalle bakkalına kitaplarım,
Zeytin sarılır, helva sarılır,
Kalırsa duvarda bir resmim kalır,
Belki kapı zilinde bir müddet ismim,
Sonra, sonra unutulur gider cismim dahi..
 
Hey gidi Koca Reis,
Gidiyor musun sahi.?
Hatırlar mısın.? Aynı yıl bitirmiştik okulu,
Senin tayinin Anadolu’ya çıkmıştı da,
Giderim ulan demiştin, güle oynaya giderim,
Bizi vatan haini ilan edip;
Ve güle oynaya gitmiştin, bir akşam treniyle,
Gerçi sık sık mektuplaşır.
Oraları anlatırdın bizlere,
Değişmeli derdin, değişmeli buraların makus talihi,
Çağırmıştın da gelememiştik be Koca Reis,
İş güç işte, biraz da bahane,
Kızmıştın, hatırlar mısın, ulan demiştin;
Siz benim cenazeme de gelmezsiniz..
Geldik, geldik be Koca Reis, geldik,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyor musun sahi.?
 
Ne hikmetse en çok bana kızardın,
Bırak derdin, şu aşk meşk şiirlerini,
Yazacaksan ulan, memleket meselelerini yaz,
Öyle Erenköy’de oturup,
Köylü geldim, köylü gideceğim hikayelerini kimse yemez,
Buralar yok yoksul, buralarda akşamlar ayaz,
Buralara ne kimse geliyor, ne yaz,
İnsan insanlarına olmalı, taşına toprağına olmalı,
İnsan vatanına olmalı uşak..
 
Gelmeyin ulan, gelmeyin derdin; ölümümde dahi,
Geldik be Koca Reis, geldik,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyor musun sahi.?
 
Kalan, kalan yok be Reis,
Satılır palton bir eskiciye,
Kömürlüğe atılır haftasında masan,
Kalırsa duvarda bir resmin kalır,
Belki, belki kapı zilinde bir müddet ismin..
Mehmet ÇETİN
 
 
Y  A  Ş  L  I       Ç  O  C  U  K  L  A  R
Tozlu sokağında Mumcular’ın
Gazoz kapağı kavgalarıyla kinlenirdik alt mahallelere..
Üst mahalleleri zaten yoktu Erzurum’un,
Ya da biz bilmezdik..
Aziziye Tabyası’na giden yolda Nene Hatun’lar görürdük,
İhramlı analar, çatık kaşlı kızlar..
Saçaklarından buz sarkan tahta kepenkli zahireci dükkanları,
Kıtlama çayların dem tuttuğu,
Bi de camları içeriden buhar tutan köhne kahvehaneler..
Ah o cılız dumanların savrulduğu garip bacalar,
Garip, garip tüten,
Erzurum bacaları..
Elif olur, be olur,
Taş mektep hocaları..
Erzurum bacasından,
Ders aldım hocasından,
Bir gülün goncasından..
 
 
Hayvan gübresinde sakladığımız kızaklardı atımız,
Erzurum ötelerine ermezdi o vakitler aklımız,
Hayallerimiz Şelale Garajı’nda başlar,
Abdurrahman Gazi Türbesi’nde biterdi..
Küçük bir dükkanı vardı babamın Kars Kapı’da,
Az kazanır, çok kazanır, hep şükrederdi..
 
 
Ah o saçak altlarına sığındığım
Kimsesiz evler,
Çaresizliğimi bir türlü aşağı atamadığım uçurumlar..
Cansız gaz lambalarına üfürdüğümüzde başlardı,
Erzurum ötesi hayallerimiz,
Üç gün üç gece,
O tünel senin bu tünel benim,
Git babam git,
Hadi indin diyelim ne olacaktı İstanbul’un koca düzünde,
Hadi parasını da çarptılar tut ki sarı öküzünde,
Ertelerdik tüm mahalleliler bir kış boyu hayallerimizi..
Topaç çevirirdik Çifte Minare önlerinde,
Abanozdan, şimşir, gabaralı topaçlar..
Erzurum Kars arası tren raylarında kömür toplardık,
Sırtımızda küfeler,
Soğuk kış, kış değil afat,
Nasıl da küfreder,
Mor dönerdik Mumcular’daki mahallemize..
Ne o koca trenler götürdü bizi hayallerimize,
Ne biz hayal kurabildik öyle adamakıllı..
Ne yaz başlarında kalkardı,
Ne yaz sonlarında üstümüzden kırağı..
Kimimiz Kars Kapı’da nalbur,
Kimimiz İstanbul Kapı’da berber çırağı..
 
 
Ah o saçak altlarına sığındığım
Kimsesiz evler,
Çaresizliğimi bir türlü aşağı atamadığım uçurumlar..
Çocuklar,  ah o çocuklar,
Sarı şerit mektep şapkalı çocuklar..
Hayvan gübresinde sakladığımız kızaklardı atımız,
Erzurum ötelerine ermezdi o vakitler aklımız..
Kafaları sıfır tıraşlı ağır başlı çocuklar,
Büyümeden yaşlı çocuklar..
Mehmet ÇETİN
 
 
S    E    V    K    İ    Y    Y    A    T 
Sen çivilemiş gözlerini gözlerime
Ve çakılmış gri taşlarına peronun
Git diyordum,
Gitmiyordun,
Hele bir ıslık çalsın,
Hele bir tren kalksın diyordun..
 
Bir kolumda kelepçe,
Bir kolumda çeketim..
Ve olunca isyanlarıma inat,
Zemheri aylarında başladı sevkiyat..
 
Cezam kesilmiş, karar müebbet.
Hala diyorsun ki;  bir gün elbet
Ve bir gün elbet..
Öldürmedi beni yar,
Öldürmedi üstüme yağan bunca kurşun..
Öldürdü beni yar,
Öldürdü o dik duruşun..
 
Diren diyorsun diren,
Kalkıp da uzaklara giderken tren..
Pencereden kenarı oyalı mendil uzattın.
Mendil değil yar,
Yüreğime tuz attın..
 
Üç gün üç gecede vardık Afyon’a.
Ayaz geceden çekmişti dona..
Daha sabahın beşi,
Belki de birazdan son defa göreceğim güneşi..
Başçavuş seslendi;
Haydi başlasın sevkiyat..
Başçavuşum dedim,
Başlayan değil,
Desene biten bir hayat, biten bir hayat..
 
Tutuşturdular elimize birer somun,
Binerken arkasına eski bir kamyonun..
Uçtu başımdan kasketim,
Bir kolumda kelepçe,
Neylersin,
Bir kolumda çeketim..
Biri sönerken sigaraların,
Biri yanıyordu art arda,
Eski kamyonun sesi yankılanırken dağlarda..
 
Bir türkü tutturmuş Antep’li firaklı,
Verdiğin mendil koynumda saklı..
Dağlar inler, ben inlerim..
Kah gidiyoruz bir tepeden aşıp,
Kah üç haneli bir köyü dereden dolaşıp,
Ta uzaklarda tek başına kalmış,
Bir ağacı gösterip Antep’li
İyi bakın diyor,  iyi bakın bu yalnızlık sahnesine..
Neyse akşama doğru vardık Afyon mahpushanesine..
Kar yağıyor dağlarına memleketimin,
Desene bu yılda gülmeyecek yüzü,
Fakir, fukara ve yetimin..
 
Mahpushane dedikleri sarı boyalı duvar,
Kim işitir seni yar,
Söylesene kim duyar..
Son kez okudular yüzüme fermanımı,
Kesmediler sanki, doğradılar her yanımı..
Çözülürken kelepçesinden kolum,
Dar sarı bir avluya açıldı yolum..
Kara kuru gardiyan;
Bu gördüğün sanma ki diyor; nar
Dar ağacı bu, dar ağacı..
 
Ne zaman yat çatsa gece onda,
Aklıma sen gelirsin yar, sen gelirsin.
Bıraktığım o peronda,
İsyanımdır yumruğum,
Duvarlara her vurduğum..
Oyalı bir mendil uzattın,
Oyalı değil yar, yüreğime tuz attın..
 
Bir yanda gam,
Bir yanda kasvet,
Bir avuç gökyüzüne hasret,
Düşen bilir halinden düşenin..
Ah bahar gelmiş olmalı ki dağlara,
Sarı çiçeğin, mor menevşenin,
Kokusu gelir ta buralara..
 
Antep’li diyor ki; gardaş,
Atmıyorsun duvarına cızık..
Antep’li diyorum Antep’li,
Duvarlara yazık..
Cezam kesilmiş müebbet,
Yani buradayım ilelebet..
Yani aklın zamana karşı gelmesi bu,
Puşt hayatın çelmesi bu,
Yani suyun taşı delmesi bu..
Üstelik, bahar gelmiş
Karlı dağlarına Afyon’un..
Uzaklarda papatyalar,
Aklımda yar,
Gün saymanın şimdi ne faydası var,
Söylesene ne faydası var..
 
Öldürmedi beni yar,
Öldürmedi üstüme yağan bunca kurşun..
Öldürmedi beni yar,
Öldürdü o duruşun.!
Bir türkü tutturmuşum, firaklı mı firaklı,
Verdiğin oyalı mendil koynumda saklı..
Dağlar inler ben inlerim.,
Dağlar inler ben inlerim..
Mehmet ÇETİN

Bir Yorum Yazın