Mihai Eminescu

 
 
 
            M İ H A İ    E M İ N E S C U
                15 Ocak 1850 günü Romanya’nın kuzey doğusundaki Boştani iline bağlı
İpoteşti kasabasında dünyaya geldi. Viyana’da felsefe, Sansleritçe, Romen Dilleri,
Ekonomi, Politika, Karşılaştırmalı Mitoloji, Antik ve Modern Avrupa Edebiyatları,
Hint Mitolojisi konularında öğrenim gören Eminescu çağdaşlarınca anlaşılamadı.
                Geniş hayal gücü,  eserlerindeki  yetkin anlatım  ve  kusursuz müzikalite
onu Romen Şiirinin önderi yaptı. Romanya’nın en ünlü  ve etkileyici klasik Romen
Şairi olarak; adeta ülkesinde, W.Sheakespeare gibi milli bir figürdür. Soyadındaki
emin kelimesine dayanarak kökünün Türk olduğuna dair söylentilerde vardır.
                 İlk şiir kitabı henüz 16 yaşındayken yayımlandı. Romanların Milli Şairi
Eminescu’nun “genç bir prensesin her gece yıldıza yalvarmasını” konu edinen 98
kıta uzunluğundaki “Çoban Yıldızı” adlı eseri Dünya Rekorlar Akademisince “En
Uzun Sevgi Şiiri” seçildi.UNESCO, 2000 yılını büyük  Romen  Şairi  Eminescu’ya
adamış ve o yılı “Şair Mihai Eminescu Yılı” ilan etmiştir.
                 Şiirlerinde sık sık doğaüstü, mitolojik ve tarihi konuları kullanan Şairin,
“Luceafarul”(Akşam Yıldızı),Oda in metru antic (Antik Vezniyle Ode) ve Epistles/
Satires (Beş Mektup) ünlü çalışmalarından bazılarıdır. 1883 yılında akli dengesini
yitiren ünlü şair Eminescu, 15 Haziran 1889 günü Bükreş’te hayata veda etti.
 
 
Çoban Yıldızı /L  u  c  e  a  f  a  r  u
Geçmişin hikayelerinde
Belki de hiç söylenmemiş
Soylu büyük bir ailede,
Peri gibi bir kız varmış..
 
Ailenin tek bir kızı
Sevimli ve güzelmiş.
Azizler arasında en iyisi,
Yıldızlar ortasında ay’mış..
 
Yüksek şatolar gölgesinde,
Güven içinde gidiyormuş.
Pencere köşesinde,
Çoban Yıldızı’nı bekliyormuş..
 
Bakarken deniz ufkuna,
Yükselerek parlıyordu.
Hareketli patika yolda
Kurşuni kayıklar gidiyordu..
 
Bugün de görüyor, yarın da,
Böylece hayaline girerdi.
Hep izledi haftalarca yukarda,
Güzel kızın gönlüne damladı..
 
Dirsekleri arasında başı,
Düşlerinde onu arzuluyor.
Yüreğine tüm hasretini,
Gönlüne aşkını dolduruyor..
 
Her hangi bir gecede,
Nasıl da canlı parlıyor.
Şatonun kara gölgesinde,
Görüneceğini düşlüyor..
 
Kızı ardında adım adım,
Birden odasına dalıyor.
Kurağı düşmüş toprak gibi,
Bir serinlik veriyor..
 
Uzanıp doğruca yatağına,
O hemen uykuya dalıyor.
Dokunup elleriyle göğsüne,
Güzel kirpiklerini kapatıyor..
 
Işık aynaya vurunca,
Bedenine yansıyor.
Yüzünü çevirse de,
İri gözlere saçılıyor..
 
O, aynadan ürperip,
Gülümseyerek süzüyordu.
Geçmişi rüyasına dağılıp,
Gönlünün içine giriyordu..
 
Kız uykuda onunla sanki,
Ah edip iç çekerek konuşuyor,
… – “Ah gecelerimin tatlı beyi
        Neden gelmiyorsun gel,” diyor..
 
 
Yavaşça in Çoban Yıldızı,
Parlak ışıklarından kayarak,
Aydınlat bu yaşamımı.
Evime ve hayalime girerek.!
 
Heyecanla dinleyip,
Giderek tutuşuyordu.
Şimşek gibi çakıp,
Denizde kayboluyordu..
 
Nasılda suya düştü,
Gökte daireler çizerek.
Bilinmeyen derinlikte,
Sevimli bir genç büyüyerek..
 
Sessizce pencere kenarında.
Eşiğin ortasından geçiyor.
Elinde tuttuğu bastonuyla
Acıları birleştiriyor..
 
Yumuşacık altın saçlı,
Genç bir beye benziyor.
Çıplak omuzundan aşağı,
Mor bir atkı bağlıyor..
 
Ama bakarken gölgesine
Beyaz mum gibi dökülür.
Bir ölü, gözleri sevecen,
Dışarda şimşek çakıyor..
 
– “İnan yerimden zor geldim,
    Ardımdaki çağrıların üstüne,
    Bak gökyüzü babamdır benim,
    Deniz’de benim anam..
 
    Görmek için yakından
    Odana girmeye geldim,
    İndim parlak ışığımdan
    Ve sular içinde doğdum..
 
    Bilinmez özlemimle geldim.
    İrkilme, her şeyi bırak sen,
    Gökteki Çoban Yıldızı’yım;
    Gelinim olacaksın sen..
 
    Şatonun kolonları mercan.
    Sen sonsuzda yaşadıkça,
    Dünyada okyanustur insan,
    Hep seni dinledikçe..”
 
– “Rüyalardaki gibi güzelsin,
    Melek görünüşündesin,
    Düşündüğün yolda ben;
    Gidemem hiç bir zaman..
 
    Yaşam olmadan da ışıksın,
    Sözlerin, giysilerin yabancı,
    Korkutuyor beni gözlerin,
    Sen ölüsün, ben canlı..”
 
 
Bir gün geçer, üç günde
O, yine de gece gelir,
Çoban Yıldızı üstüne,
Parlak ışıklarını saçar..
 
Kız uyuyup sakince,
Onu hep hayal ediyor.
Ve hasret çekiyor beye,
Yüreğinden tutuşuyor..
 
– “Yavaşça in Çoban Yıldızı,
    Parlak ışıklarından kayarak,
    Aydınlat bu yaşamımı.
    Evime ve hayalime girerek.!”
 
Gökte seni duyunca,
Acısından sönüyor.
Kaybolduğu yerde
Gök dönmeye başlıyor..
 
Bakır kıvılcımlar boşlukta,
Tüm evrene yayılıyor,
Kaos içindeki ovada,
Bir adam secde ediyor..
 
Saçı siyah salkıma benzeyip;
Sanki taç gibi parlıyor,
Güneşin ateşiyle yıkanıp,
Doğrulardan geliyor..
 
Kurutulunca yaşlardan,
Günahsız omuzları.
Düşünerek geliyor
Ve solgundur yüzü..
 
Gözleri iri ve hoş gibi.
Umut içinde ışıldıyor.
Sanki iki evsiz gibi,
Karanlıkla doluyor..
 
– “Uzun bir yoldan geldim,
    Şimdi seni dinlemek için,
    Güneş babamdır benim,
    Gecelerde annem..
 
    Benim tanımsız özlemim,
    Bırak ne olur her şeyi,
    Çoban Yıldızı’nım ben;
    Gelinim olacaksın sen..
 
    Konayım sarı saçlarına,
    Bizi yıldızlar birleştirsin,
    Sevecen ol onlardan,
    Doğ semam da bir tanem..”
 
 
– “Ancak, rüya gibi güzelsin,
    Huysuzsun belki bir an;
    Fakat açtığın o yollardan,
    Gidemeyiz hiç bir zaman..
 
    Acımasız boş sevginden,
    Göğsüm kolonlarım ağrıyor,
    Ah, beni o iri bakışların,
    Bana baktıkça yakıyor..”
 
– “Ama nasıl inebilirim?
    Acaba bunu anlar mısın?
    Çünkü ben ölümsüzüm,
    Sen ise ölümlüsün..”
 
– “Seçkin sözleri aramam,
    Nasıl başlar bilmiyorum,
    Seni ben anlayamam.
    Anlayarak konuşurum..
 
    İstiyorsan gerçeğinle,
    Hemen seni sevebileyim,
    Sen de ölümlü ol benimle.
    İn gel yere de göreyim..”
 
– “Bir öpücük uğruna mı,
    Ölümsüzlüğü istiyorsun,
    Ne kadar çok sevdiğimi,
    Anlamanı istiyorum;
 
    Başka bir kanun göster,
    Üzülerek doğayım,
    Ben buraya bağlıyım,
    Beni çözebilirsen..
 
    Gidiyor, hep giderken,
    Kıza bakıp sevdalanarak,
    Koptu kendi yerinden,
    Çoğu zaman kaybolarak..”
 
Catalin bu mevsimde,
Güçlü bir evcil çocuk,
Misafirler masada,
Kadehe şarap koyar..
 
Çaba gösterir tavırlarıyla,
Giysilerle kendini sevdirir,
Bir çiçekten olmuşsa da,
Cesur ve açık gözlüdür..
 
Gelincik gibidir yanakları,
Catalin onu gizlice süzüyor,
Saklanıp gözetleyerek kızı,
Hep kurnazca konuşuyor..
 
Güzel ama sıkılgan,
Yakan alev gibi sevimli,
Dene şansını istersen.
Hey Catalin tam yeri.,
 
Bir köşede gerçekten,
Kızı nazikçe kucakladı.
– “Ne istiyorsun Catalin?
    Git işine bak,” dedi..
 
 
– “Ne istiyorsun? isterdim ki,
    Dalma hep düşüncelere
    Daha hoş görünesin ki
    Bir öpücük ver sadece..”
 
– “Huzur ver, uzaklara git,
    Ne istediğini bilmem.
    Sarmış beni ölüm özlemi.
    Gökteki Çoban Yıldızı’yım..”
 
– “Bilmiyorsan göstereyim,
    Sevmeyi tane tane.
    Yeter ki öfkelenme
    Uslu durabilirsen..”
 
Tuzak kuran avcı gibi,
Korudaki kuşlara,
Uzatırsam sol yanımı,
Sar beni de kucakla..
 
Kıpırdamayan gözlerin,
Bakışlarımın altındafır.
Dikilip altında güneşin,
Sanki ökçesinden yükselir..
 
Ne zaman yüzüm yüzünde,
Doyumsuzca bakışıyoruz,
Senin de yüzün yüzümde,
Hoş geçiyor hayatımız..
 
Bilesin ki çok doluyum,
Bu gerçek sevginle,
Öp ne olur sevineyim.
Sarılıp da okşadığında,
 
Sanki çocukça dinliyor,
Şaşırıp çılgınca eğleniyor,
Sevinçli ve çekingendir,
İstekli ama, bekliyor..
 
Sessizce.  – “Yine de bana
    Seni ben tanıyorum.
    Geveze ve bir hiçtin ama,
    Yine de bana uygunsun..”
 
    Çoban Yıldızı yine belirdi,
    Unutulan bu sessizlikte,
    Ufukta beliriyor belli,
    Büyük yalnızlığında..
 
    Kirpiklerim ağırlaştı,
    Göz yaşlarım dinmiyor,
    Geçince su dalgaları,
    Ona doğru gidiyor..
 
    Parlıyor güçlü bir aşkla,
    Bütün dertlerimi kovuyor,
    Ona kavuşmamak adına,
    Hep yükseklere çıkıyor..
 
 
    Onları ayıran dünyadan,
    Ezilip ebedice batıyor,
    Çok uzaklardan da olsa
    Onu eskisi gibi seviyor..
 
    Bu nedenler günlerim,
    Bozkır gibi boş kalır.
    Büyülü kutsal gecelerim
    Onsuz anlamsız kalır..”
 
– “Bir çocuksun hepsi bu,
    Hadi gel kaçalım buradan,
    Herkese unutturalım bunu.
    Silip izimizi ardından,
 
    Çünkü ikimizde uslu,
    Gururlu ve onurluyuz,
    Çoban Yıldızı’nın düşünü..
    Aile özlemini de kaybederiz..”
 
Çoban Yıldızı göründü,
Göklerin kanadında.
Binlerce sene oldu,
Bunca saniyelerde..
 
Yıldızlı bir gök üstünden,
Göğün üstünde yıldızlar,
Bir şimşek gibi bitmeyen,
Boşlukta yok olup gider..
 
Tehlikeli bir vadi,
Örtüyor etrafını,
Her zaman olduğu gibi,
Işıktan bir pınardı..
 
Deniz gibi kabarıp
Akıp onu kucaklıyor,
Her şeyini kaybedip,
Düşünde buluşuyor..
 
Orada her şey boş,
Gözleri yabancıdır.
Doğumlarda bir boş.
Sanki zaman geçicidir..
 
Her şey var ama yoktur.
Susamış yutkunuyor sanki,
Kör kuyu içinde unutulur,
Görünmez bir boşluk sanki..
 
“Bu ağır yükten,
  Kurtar beni ey tanrım,
  Yerde hep övülürsün,
  Her şeye de kadirsin..
 
  Ne istersen iste tanrım,
  Bana başka bir kader ver,
  Her yaşamın kaynağısın,
  Ölümü de sen verdin..
 
 
 
  Ölümsüzlüğümü geri al,
  Bakışlarımdaki alev ile.
  Her şeyi değiştir de al.
  Bir saatlik sevgi ile..
 
  Tanrım kaos içinden çıktım,
  Yine o kaosa döneceğim.
  Bu boşluk içinde doğdum.
  Yine de boşlukta duracağım..”
 
– “Hayperion’un ikizi,
    Doğ bütün insanlar gibi,
    İstama benden bir mucize,
    Adsız bir beden gibi..
 
    Sen bir insan mı olacaksın,
    Onlara mı benzeyeceksin?
    Sen de herkes gibi ölümlü,
    Yeniden insan doğacaksın..
 
    Umut bekleme yelden,
    Dağıtır düşüncelerini,
    Dalgalar hissedilince mezardan,
    Ardından yine dalgalar doğardı..
 
    Şans yıldızıdır sadece.
    Kaderlerine boyun eğer.
    Tanımayız ölümüde.
    Yoktur yer ve zamanımız meğer.
 
    Dünün sonsuz gönlünden,
    Ölen bugün yine yaşar,
    Doğacak başkası yeniden.
    Güneş yok olursa eğer,
 
    Ölümsüzlük için doğsan,
    Ardından yine ölüm izler.
    Çünkü ölür her doğan,
    Ve de ölmek için doğar..
 
    Yinede Hayperi onsun.
    Göründüğünde kal ve dur.
    Sana gücümü vereyim.
    Anla beni ne olur..
 
    Vereyim mi aynı sesi?
    Ardındaki yakınmaya,
    Denizde bir ada mı?
    Ormanlık dağları yoksa;
 
    Gücün ve doğruluğunla,
    Göster bana yaptıklarını.
    Dünyayı bölüp vereyim de.
    Sürdüresin saltanatını..
 
    Başarıp kazanır mısın?
    Ordular, gemiler vereyim.
    Topraklar ve denizleri mi?
    Ancak ölümü veremem..
 
 
    Ölmek istiyorsan kim için?
    Dön de kendine gel bak,
    Yine de kayıp topraklar için,
    Neler bekliyor seni gör bak..”
 
Onun yerinde gökten gelen
Hayperion dönüyor,
Bugün olduğu gibi dün de
Hep ışığını yayıyor..
 
Çünkü gün batmakta,
Gece başlamak üzere,
Sessizce ay doğmakta,
Sulara hareketlenmek üzere..
 
Kutsal ışıklarla dolu,
Ağaçlar arasındaki yollar,
Ihlamur altında sevgi dolu,
İki genç buluşuyor..
 
– “Bırak, başımı göğsüne daya.
    Sevgilim, orada uyuyacak,
    Işıklar gözlerimin altında,
    Sevimli ve hoşça konuşacak..
 
    Büyülü sert ışıklar içinde,
    Düşüncelerini bana ver.
    Benim gecemin üstüne.
    Sonsuz huzurunu ver,
 
    Ve kal üstümde benim,
    Takip et acılarımı öylece,
    Geçmişteki rüyamsın.
    Benim her şeyden önce,
 
    Ürperen o güzel kızı,
    Hayperion görüyor,
    Açıyor o da kucağını.
    Boynuna zor sarılıyor..
 
Çiçeğin gümüş kokusuna,
Hoş bir yağmur yağıyor.
Uzun örgülü sarışın,
Ve iki çocuk büyüyor.,
 
Sevgiden sarhoş olup,
Açıp gözlerini bakıyor.
Çoban Yıldızı sessiz olup,
İnanıp dileğine bakıyor..
 
– “Çoban Yıldızı in aşağıya,
    Işıklarından kayarak.
    Gir içine düşüncemin,
    Şansımı da aydınlat..”
 
Önceki gibi ürperiyor,
Derinlik ve yokuşlarda,
Tek başına yol alıyor,
Hareketli dalgalarda..
 
 
Ama, eskisi gibi düşmüyor,
Denizlerden başka yere
– “Sana ne, bu balçıktan
    Ben veya başkası da.!
 
    Yaşıyordu bu göklerde,
    Bahtı hep açık olsun,
    Bense kendi dünyamda,
    Ölümsüz de üzgün..”
Mihai EMINESCU
Çeviri : Ali NARÇIN
 
 
K a l m ı ş
S o n   İ s t e ğ i m
Kalmış son isteğim:
Akşam sessizliğinde
Bırakın öleyim
Deniz sahilinde..
Sakin olsun uykum
Orman yakın bana,
Sonsuz sularda
Ne bayrak isterim,
Ne de süslü tabut,
Gökyüzü parlak olsun
Ve de rahat bir konut
Yeter bana..
 
Öldüm diye ben
Kimse üzülmesin
Kuruyan yapraklara
Güz sesini versin!
Coşkun aksın pınar
Durmadan aksın
Çamlar üzerine
Ay nurunu saçsın
Akşam rüzgarında
Çan sesi duyulsun,
Aziz ıhlamurum
Salla dallarını.!
 
Bundan böyle
Bir avare olacaksam
Tüm anıları
Yaşayacaksam eğer
Çamlar arasından
Doğacak Çoban Yıldızı
Bana aziz dostlar
Gülsün sonsuza dek..
Günah ve dertlerden
Toprağa döneceğim
Yalnızlığım da tek..
Mihai EMINESCU
Çeviri : I on ARION
 
 
O        d        e
Bir gün gelip ölümü öğreneceğimden kuşkuluydum!
Ölümsüzcesine genç, paltoma sarılmış
Düşçü gözlerimi yalnızlığın yıldızına
                                                      Kaldırdım..
Birden bire sen çıktın yolumun üzerine
Acı, sen, o baldan da tatlı acı..
İçtim dizginsiz ölümün şerbetini son damlasına
                                                       Kadar..
Diri diri yanıyorum, kıvranarak Nessus gibi.
Zehir içmiş yiğit giysili Herkül gibi ya da.
Söndüremem ateşimi artık bütün denizlerin
                                                       Sularıyla..
Kendi düşümle, gözyaşlarımla tükeniyorum.
Kendi yaktığım ateşle, yalımlarla eriyorum.
Dirilir miyim, bir gün parıltılar içinde tıpkı
                                                       Bir Anka gibi.?
Yok olup gitsin artık o baş döndüren gözler
Geri dön yüreğine sen ey kederli kayıtsızlık!
Sakin sakin ölebileyim diye, ver bana, bana
                                                       Kendini ver..
Mihai EMINESCU
Çeviri : Özdemir İNCE
 
 
R      o      m      a      n      y      a
Romanya bir kültürün orman olduğu yerdir.
Sanatın sanatkarın harman olduğu yerdir..
 
Alp’lerin starıyken bir Poyana Braşov,
Reklamdan utanıyor şov yapmıyor romen şov..
 
Paris’te her ne varsa Bükreş’te dahası var.
Sırça saraylar kuran mimari dehası var..
 
Şiirle büyülerken Mihai Eminescu
Zevkten sarhoş ediyor alev müzisyen Enescu..
 
Gör, Grigorescu’nun çizdiği düşler mest ol.
Gör de, Broncuşi’nin yonttuğu taşla dost ol..
 
Şiir üstüne şiir yazılır mı Romanya,
Her sokağı bir masal, her semtin bir roman ya..
Cemal SAFİ
Bükreş., Ocak 1999
 
 
 
Y ü z l e r c e   G e m i
A  r  a  s  ı  n  d  a  n
Yüzlerce gemi arasından
Limanı terkedenlerden kaçı
Fırtınalarda, dalgalarda
Kaybolup gidecektir.?
 
Yeryüzünden
Göç eden kuşların
Kaç tanesi
Dalgalarda, fırtınalarda
Boğulup, ölecektir.?
 
İster şansının izini sür
İsterse ideallerinin
Fırtınalar, dalgalar
Her yerde peşinden gelecektir..
 
Anlamı düşüncede yaşar
Dünyaya kanat çırpmayan şarkıların
Yankısını saklar içinde,
Fırtınaların, dalgaların..
Mihai EMINESCU
Çeviri : Erkut TOKMAN
 
 
” Zaman geçer, zaman gelir
   Eski, yeni hepsi birdir.
   Kötü nedir? İyi nedir?
   Düşün, taşın, akıl erdir..
Mihai EMINESCU
 

Bir Yorum Yazın