Nazım Hikmet

 
                  N A Z I M   H İ K M E T   R A N
                  15 Ocak 1902 günü Selanik’te dünyaya geldi. İlk şiirini daha onbir
yaşında Mektebi Sultaniye başladığı 1913 yılında yazdı. 25 Eylül 1915’te Hey-
beliada Bahriye Mektebine girdi. Mezun olunca Hamidiye gemisine güverte su-
bayı olarak atandı.17 Mayıs 1921’de aşırıya kaçan davranışlarının bulunduğu
gerekçesiyle ordu ile ilişkisi kesildi.
 
                  Bir süre Bolu’da öğretmenlik yapan  Nazım Hikmet, Batum yolu ile
Moskovaya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde Siyasal Bilimler
ve İktisat okudu.  İlk şiir kitabı Kanunisani 1924 yılında Moskovada yayınlana-
rak sahnelendi.O yıl yurda dönen Nazım Hikmet,Aydınlık Dergisinde çalışmaya
başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı  15 yıl hapsi iste-
nince tekrar  Sovyetler Birliğine gitti.  1928  Af Kanunu ile yurda dönen Nazım
Hikmet, bu defa Resimli Ay Dergisinde çalışmaya başladı. Dergide yayınladığı
şiir ve yazılardan dolayı 28 yıl hapse çarptırıldı. On iki sene tutukluluktan son-
ra 17 Haziran 1951 günü akrabası Refik Erduran’ın yardımlarıyla Boğazdan
geçen bir Romen gemisine sığınarak Türkiye’den kaçtı.
                   Bu kaçışla Stalin yönetimindeki  Sovyetler  Birliğine giden  Nazım,
25 Temmuz 1951 günü Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk vatandaşlığından çı-
karıldı. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının
bir bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiş olan Nazım Hikmet; Türk şiiri-
nin en önemli isimlerindendir.Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkla-
rı yüzünden on bir ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet; İstanbul, Ankara,
Çankırı ve Bursa Cezaevlerinde 12 yılı aşkın bir süre yattı.
                   Ölümünden  46 yıl sonra  5 Ocak 2009 tarihli  Bakanlar  Kurulu
Kararı ile Türk Vatandaşlığına tekrar kabulü işlemi yapılan  Nazım Hikmet’in
şiirleri elli dile çevrilmiş ve eserleri bir çok ödül almıştır. 3 Haziran 1963 günü
Moskova’da geçirdiği bir kalp krizi neticesinde henüz  61 yaşında hayata veda
etti. Cenazesi Moskova’ya defnedildi.
 
 
A   ğ   a       C   a   m   i   i 
Havsalam almıyordu, bu hazin hali önce
Ah,  ey zavallı camii,  seni böyle görünce.
 
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allah’ımın ismini daha çok candan andım.
 
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen.!
Böyle sokaklarda ki anası can verirken..
 
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var…
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar..
 
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini..
 
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
 
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu..
 
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen,
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen.!
 
Ey bu caminin ruhu; Bize mucize göster,
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer,
 
Bir gün harap olmazsa Türk’ün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla.!
Nazım Hikmet RAN
 
 
İşin en aşağılık tarafı şu ki yavrum.
Galiba yalnızlığa alışıyorum..
Nazım Hikmet RAN
  
 
Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk,
Ama yine de,
Eksik etmeyiz sol cebimizden umudu.!
Nazım Hikmet RAN 
 
 
B e n  S a n a  K ü s t ü m  
Küsmek nedir bilir misiniz?
Küsmek dürüstlüktür.
Çocukçadır ve ondan dolayı saftır.
Yalansızdır.
Küsmek seni seviyorumdur.
Vazgeçememektir.
Beni anlatır küsmek.
Kızdım ama hala buradayımdır.
Gitmiyorumdur, gidemiyorumdur.
Küsmek; nazlanmaktır, yakın bulmaktır.
Benim için değerlisindir.
Küsmek sevdiğini söyle demektir.
Hadi anla demektir…
Küsmek; umuttur,
Acabaları bitirmektir, emin olmaktır..
 
Yani diyeceğim o ki;
B e n   s a n a   k ü s t ü m . . !
Nazım Hikmet RAN
 
 
 
B e n   S e n i n 
G ö z l e r i n i   S e v d i m 
Ben senin gözlerini sevdim;
Bazen dalgalı bir deniz gibi güzel,
Bir bebek kadar masum
Ve gerektiğinde rüzgar kadar sert..
 
Ben senin gözlerini sevdim;
Sevgini bana o bakışlarınla anlatan
Ve derinden beni sevdiğini gösteren,
O ışık saçan gözlerini..
 
Ben senin gözlerini sevdim;
Bakışlarıma karşılık veren gözlerini,
Sevgime karşılık veren gözlerimi..
Nazım Hikmet RAN 
 
 
B i r   C e z a e v i n de  T e c r i t t e k i
A d a m ı n   M e k t u p l a r ı
Bugün pazar..
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
                                                                             bu kadar mavi
                                                                             bu kadar geniş olduğuna
                                                                             şaşarak
                                                                             kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
 
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben;
Bahtiyarım…
Nazım Hikmet RAN
 
 
B u   Ş e h i r   G ü z e l s e 
S e n i n   Y ü z ü n d e n 
                      Mayıs 1959 tarihli bir notta,
                               Nazım Hikmet Vera’ya
                                         şöyle sesleniyor…
“Lanet olsun, ne muazzam şey seni sevmek.!
 
  Sen benim aşkım,
  Sen benim kızım,
  Sen benim yoldaşım,
  Sen benim küçük annemsin..
 
  Canım,
  Bir tanem,
  Seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum..
 
  Bu şehir güzelse senin yüzünden,
  Bu elme tatlıysa senin yüzünden,
  Bu insan aklıysa senin yüzünden..”
Nazım Hikmet RAN
 
 
D       a       v       e      t          
Dörtnala gelip uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
                            bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
                            bu cehennem, bu cennet bizim..
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın.
Yok edin insanın insana kulluğunu,
                            bu davet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşcesine,
                            bu hasret bizim….
Nazım Hikmet RAN
 
 
Doğum Günün Kutlu Olsun
Yapraklara dallara,
Yeşillere allara,
Nice nice yıllara gülüm,
Nice nice yıllara..
 
Yaprak dala, al yeşile yaraşır.
Gayrı bundan böyle vermem seni ellere..
Nazım Hikmet RAN
 
4    A r a l ı k    1 9 4 5
İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
       giyin, kuşan,
                    benze bahar ağaçlarına…
Hapisten
       mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
                    kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
                                   böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
Ne münasebet,
       böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı
                    Nazım Hikmet’in kadını…
Nazım Hikmet RAN
  
 
 
G  i  d  e  r  a  y  a  k   
Giderayak işlerim var bitirilecek,
                                        giderayak.
ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
öldüm yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
sevdalara doyulamadı.
giderayak işlerim var bitirilecek,
                                        giderayak..
Nazım Hikmet RAN
 
 
G       i       t  
Benim kelime hazinem çok geniştir,
derdim.
Senin bir kelimene yetemedim;
GİT, ne demekti sevgilim.?
Nazım Hikmet RAN 
 
 
G    ü    l    ü    m    
Düşmezse düşmesin
Yakamızdan ölüm
Bizimde üstümüze
Güneş doğacak
Gülüm..
 
Gülüşüne bir kurşun
Sıksa da ölüm
Unutma ki umuda
Kurşun işlemez
Gülüm..
Nazım Hikmet RAN
 
 
G  ü  n  a  y  d  ı  n
Günaydın gül yüzlü
sevdiğime,  
 
Günaydın yeryüzünü    
aydınlatan yeni güne,  
 
Günaydın gün görmek  
için bekleyene,  
 
Günaydın, günaydın,
günaydın,..
Nazım Hikmet RAN
 
 
K    a    d    ı    n 
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir..
 
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi
oynatmak içindir..
 
Kimi der ki hayalimdir,
boynumda taşıdığım
vebalimdir..
 
Kimi der ki hamur yoğuran,
körpe, yağız çocuklar
doğurandır..
 
Ne o, ne bu, ne döşek,
ne köçek, ne hayal, ne vebal..
 
O benim kollarım, bacaklarım.
yavrum, annem, karım,
kız kardeşim, hayat arkadaşımdır..
Nazım Hikmet RAN
 
 
 
M a v i  G ö z l ü  D e v  
O mavi gözlü bir devdi,  
minnacık bir kadın sevdi.  
kadının hayali minnacık bir evdi;  
bahçesinde ebrulii    
hanımeli  
açan bir ev.  
 
Bir dev gibi seviyordu dev  
ve elleri öyle böyle işler için  
hazırlanmıştı ki devin,  
yapamazdı yapısını,  
çalamazdı kapısını  
bahçesinde ebruliii  
hanımeli  
 
O mavi gözlü bir devdi,  
minnacık bir kadın sevdi  
mini minnacıktı kadın.  
rahata acıktı kadın    
yoruldu devin büyük yolunda  
ve elveda.! deyip mavi gözlü deve,  
girdi zengin bir cücenin kolunda  
bahçesinde ebruliiii  
hanımeli  
açan eve…    
 
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev  
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz;  
bahçesinde ebruliiiii  
hanımeli  
açan ev….  
Nazım Hikmet RAN  
 
 
 
M  a  v  i    L  i  m  a  n  
Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir  defterini  başkası  yazsın.
Kubbeli,  çınarlı  mavi  bir  liman.
Beni  o  limana  çıkaramazsın…
Nazım Hikmet RAN
 
 
N e   A c ı d ı r ! 
Ne kötüdür insanın
aklıyla, yüreği arasında
çaresiz kalması..
 
Ne kötüdür
an kadar yakın,
bir asır kadar uzak olması..
 
Ve bilir misin;
Ne acıdır insanın
bildiğini anlatamaması
“ben” deyip susması,
“sen” deyip ağlamaklı kalması..
Nazım Hikmet RAN
 
 
O    l    d    u  
Gelsene dedi bana,  
Kalsana dedi bana,  
Gülsene dedi bana,  
Ölsene dedi bana..  
 
Geldim,  
Kaldım,  
Güldüm,  
Öldüm..  
 
O l d u . . .
Nazım Hikmet RAN
 
 
Sana Ne Demeliyim 
Sana ne demeliyim bilmiyorum.!
Güneşim desem güneş batıyor,
Hayatım desem hayat kısa,
Gülüm desem oda soluyor..
 
Sana canım demeliyim;
Çünkü bu can seninle yaşıyor..
 
Hani derler ya,
Ben sensiz yaşayamam, diye.
Ben onlardan değilim..
 
Ben sensiz de yaşarım;
Ama,
Seninle bir başka yaşarım..
Nazım Hikmet RAN
 
 
S  e  n     v  e     B  e  n  
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından
nemlenip filizlenirse,
sapında muhakkak iki çiçek
açacak :  
          biri sen,  
                  biri de ben..
Nazım Hikmet RAN
  
S e v i y o r u m   S e n i 
Seviyorum seni  
ekmeği tuza banıp yer gibi,  
Geceleyin ateşler içinde uyanarak  
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,  
Ağır posta paketini  
neyin nesi belirsiz;  
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi..  
 
Seviyorum seni  
denizi ilk defa uçakla geçer gibi,  
İstanbul’da yumuşacık kararırken  
ortalık;  
içimde kımıldayan bir şeyler gibi..  
 
Seviyorum seni  
Yaşıyoruz çok şükür der gibi..
Nazım Hikmet RAN
 
 
S  ı  c  a  k  l  a  r  d  a   
Bu sıcaklarda seni düşünüyorum;  
                                         çıplaklığını  
boynunu, bileklerini,
minderde ak bir kuş gibi yatan ayağını,  
senin söylediklerini..  
 
Bu sıcaklarda seni düşünüyorum;   
bilmiyorum aklımda en çok kalan ne  
                               gözümün önüne gelen  
boynun mu, bileklerin mi, çıplak ayağın mı,  
bana benim olurken söylediklerin mi..  
 
Bu sarı sıcaklarda seni düşünüyorum;   
bu sarı sıcaklarda bir otel odasında seni düşünüp  
                 yalnızlığımı soyunuyorum  
biraz da ölüme benzeyen yalnızlığımı..
Nazım Hikmet RAN  
  10 Temmuz 1959
 
 
S       e       n       
Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin.  
Sen ülkemin yaz geceleri gibisin.  
Saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında,  
Beni unutma.!  
 
Ah.!  Saklı gülüm;
Sen hem zor, hem güzelsin.
Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın.  
Sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi..
 
Sen memleketim kadar güzelsin
Ve güzel kal.!
Nazım Hikmet RAN
 
 
U     m     u     t      
Umut, bin bir ayaklı
Umut, güneşte saklı
Umut, edenler haklı
Umut, insanın hakkı.!
Nazım Hikmet RAN
 
 
V   e     K   a   d   ı   n   .   !  
Bir kadınla birlikteyken unutacaksın dünyayı.  
Sadece ona ait olacaksın.
Ancak o zaman kadında sana ait olduğunu hissedebilir.
Ve ancak o zaman,
kendisini sana ait hisseden bir kadının,
dünyanı tamamen değiştirebileceğini anlayacaksın.
 
Bir kadınla yürek yüreğe ten tene olmanın
verdiği mutluluğu
ancak o zaman tadacaksın..
Nazım Hikmet RAN
   Y  a  ş   a  m  a  k
 Yaşamak :
       birer birer
             ve hep beraber
                   ipekli bir kumaş dokur gibi..
 
 Hep bir ağızdan
       sevinçli bir destan
             okur gibi
                   yaşamak…
 Nazım Hikmet RAN
 
 
Y   a   ş   a   m   a   k      
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın;  
bir sincap gibi mesela,  
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiç bir şey beklemeden,  
yani bütün işin gücün yaşamak olacak..  
 
Yaşamayı ciddiye alacaksın,  
yani o derecede, öylesine ki,  
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,    
yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda  
insanlar için ölebileceksin,  
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,  
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,  
hem de en güzel en gerçek şeyin  
yaşamak olduğunu bildiğin halde..
 
Yani, öylesine ciddiye alacaksınki yaşamayı,  
yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin,  
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,  
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,  
yaşamak yanı ağır bastığından..  
Nazım Hikmet RAN
 
 
Y  i  n  e     S  a  n  a     D  a  i  r  
Sende ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
Sende ben, kumarbaz macerasını keşişlerin,
Sende, uzaklığı,
Sende ben, imkansızlığı seviyorum.
 
Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin..
Sende ben, imkansızlığı seviyorum,
Fakat asla umutsuzluğu değil.!
Nazım Hikmet RAN
 
 
2 6   A ğ u s t o s   G e c e s i n d e  
Dağlarda tek
                        tek
                             ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
                        güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birden bire beş adım sağında onu gördü..
 
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar :  “Üç,”   dediler..
 
Sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu..
 
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı…
Nazım Hikmet RAN
 
 
 
2 4    E y l ü l    1 9 4 5
En güzel deniz ;
                  henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk ;
                  henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz ;
                  henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz ;
                  henüz söylememiş olduğum sözdür…
Nazım Hikmet RAN
 
 
 
U   n   u   t   m   a   k     
Gitmek sadece bir eylemdir.
Unutmak ise kocaman bir devrim..
Nazım Hikmet RAN
 

Bir Yorum Yazın