Necip Fazıl Kısakürek

 
             
 
           NECİP FAZIL KISAKÜREK 
           İslamcı şair, yazar ve düşünür Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs
1904’de İstanbul’da doğdu.Babası ünlü hakimlerden Maraşlı Abdülbaki
Fazıl Bey, annesi Girit ensarlarından bir ailenin kızı Mediha Hanım’dır.
Gerçek adı Ahmet Necip’tir.
           İlk öğrenimini, beş değişik okuldan sonra,  Heybeliada Numune
Mektebinde tamamlayan Necip Fazıl,1916’da sınavla girdiği ve beş yıl
eğitim gördüğü  Mekteb-i Fünunu Bahriye-yi Şahane (Dz. Hrp. Ok.) ‘de;
görev yapmakta olanYahya Kemal Beyatlı,Hamdullah Suphi Tanrıöver
ve Ahmet Hamdi Aksekiden dersler almıştır.Şair Nazım Hikmet Ran’sa 
kendisinden iki sınıf üstte, bu okul öğrencisi idi.
           İlk yayıncılık faaliyetlerine bu okulda çıkardığı “Nihal” dergisiyle
başladı ve adının Necip Fazıl olması da bu okulda gerçekleşti.  Beş yıl 
okuduğu bu okulun dördüncü sınıfından İstanbul’un işgali ile ayrılarak, 
annesi ile birlikte Erzurum’a dayısının yanına gitti.
           1921’de  Darülfünun’un  Edebiyat Medresesi  Felsefe bölümüne
girdi. Ahmet Haşim,Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Faruk Nafiz Çamlıbel,
Ahmet Kutsi Tecer gibi ünlü edebiyatçılarla burada tanıştı.Yakup Kadri
Karaosmanoğlu’nun çıkardığı “Yeni Mecmua” da ilk şiirlerini yayımladı.
           1924’de Maarif Vekaletinin açtığı bir sınavdaki başarısı ile Paris
Sorbonne Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi.Burada bohem bir yaşam
sürdüğü için bursu kesilen Necip Fazıl yurda dönmek zorunda kaldı. Bir
süre bohem hayatına İstanbul’da da devam etti.
           1926’da Osmanlı Bankası’na girdi ve bankanın Ceyhan, İstanbul
ve Giresun şubelerinde çalıştı. Umum Muhasebe Şefliği’ne getirildiği İş
Bankasında dokuz yıl çalıştı ve müfettişliğe kadar yükseldi.Bu dönemde
Yakup Kadri Karaosmanoğlu birlikteliği hep sürerken, Falih Rıfkı Atayla
da tanıştı. 1931-1933 yıllarında askerliğini yaptı.
           1934’de kendisi için bir dönüm noktası olarak kabul ettiği, Nakşi
Şeyhi Abdülhakim Arvasiyle tanışmasından sonra eserlerinde tasavvufi 
düşüncelerin izleri görülmeye başlandı.
           1936’da Ahmet Hamdi Tanpınar’la Cahit Sıtkı Tarancı gibi önemli
isimlerinde katkı verdiği,bir kültür ve sanat dergisi olan Ağaç Mecmuası
yayın hayatını on altı yıl sürdürebildi. 
           1939’da Maarif Vekili  Hasan Ali Yücel tarafından Ankara Yüksek
Konservatuarında öğretim üyeliğine getirilen Necip Fazıl bundan kısa bir
süre sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine atandı. Bir süre Robert
Kolejinde edebiyat öğretmenliği yaptı.
           1941’de Fatma Neslihan Balaban ile evlendi. 17 Eylül 1943’de ilk
sayısını çıkardığı o günün tek İslami aylık Büyük Doğu Dergisi,defalarca
kapatılmasına ve  Şair Necip Fazıl’a  defalarca hapis cezası getirmesine
rağmen  Haziran 1951’e kadar sürerek 54 sayı çıkardı. 16 Kasım 1951’de
Büyük Doğu Dergisi  günlük gazeteye dönüştürüldü.  27 Mayıs 1960’dan
sonra  Necip Fazıl gazetede yayınlanan  bir çok yazısından dolayı, tekrar
bir çok kez mahkemelere düştü ve bir çok kez hapis yattı.
           1965’de Büyük Doğu Fikir Kulübünü kurdu. 1973’de oğlu Mehmet
Kısakürek’e Büyük Doğu Yayınevini kurdurdu. 23 Kasım 1975 günü Milli
Türk Talebe Birliğince “Mücadelesinin 40. yılı jübilesi” tertiplendi.  1976
ile 1980 arası on üç sayı sürecek olan “Rapor” ları,  sık sık maruz kaldığı
kesintilere rağmen 1978 yılında Büyük Doğu Dergisinin son 512.sayısını
çıkardı. 26 Mayıs 1980’de Türk Edebiyat Vakfınca Şairler Sultanı seçildi.
           1982’de yayınlanan  “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” eseriyle
Yılın Fikir ve Sanat Adamı seçildi. 25 Mayıs 1983’de, 78 yaşında hayata
gözlerini yumdu. Cenazesi Eyüp Sultan mezarlığına defnedildi.      
           Sırası ile; Örümcek Ağı (1925),  Kaldırımlar (1928),  Ben ve Ötesi
(1932),Tohum (1935),Bir Adam Yaratmak (1938),Künye (1938),Sabırtaşı
(1940), Namık  Kemal (1940), Çerçeve (1940), Para (1942), Vatan  Şairi
Namık Kemal (1944),Müdafaa (1946),Nam (1949),Çöle İnen Nur (1950),
Maskenizi Yırtıyorum (1953),  Sonsuzluk Kervanı(1957),  Çile (1962) ve
Şiirlerim (1969) adlı eserleri yayınlandı.
 
 
A    K    Ş    A    M
Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin..
 
Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle, küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin..
 
Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgara salıver gitsin.
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
A K Ş A M   G Ü N E Ş İ
Güneş çekildi demin,
Doğdu bir renk akşamı.
Bu bütün günlerimin,
İçime denk akşamı..
 
Akşamı duya duya,
Sular yattı uykuya;
Kızıllık çöktü suya,
Sandım bir cenk akşamı..
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
ALDIĞIMIZ NEFESİ BİLE
GERİ VERİYORSAK,
HİÇ BİR ŞEY BİZİM DEĞİL.!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
A N N E C İ Ğ İ M
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim.!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bin ince tüy gibi sal anneciğim.!
 
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardından yalnız gece var.
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.!
 
Gözlerinde derin bir aksi hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için,
Bu kış yolculuk var diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
 
ANNEME  MEKTUP
Ben bu gurbete düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
 
Böylece bir lahza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.
 
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
BAHÇEDEKİ  İHTİYAR
Yıllar bir gözyaşı olupta kaymış,
Nurlu ihtiyarın yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında..
 
Sızıyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı, dudaklarında..
 
Yanan bir kağıtta küçük bir satır,
Yazı gibi akşam onu karartır;
Artık o, silinen bir hatıradır,
Bu ıssız bahçenin uzaklarında..
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
 
BİR KIZ ÖĞRENCİYİ,
BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN
TAHSİL HAKKINDAN MAHRUM ETMEK,
İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA
MARAŞ’TA DÜŞMANLAR TARAFINDAN
BAŞÖRTÜSÜ ÇIKARILIP
DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN
MİLLİ ŞAHLANIŞIN
RUHUNA TÜKÜRMEKTİR..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
B Ü Y Ü K    R A N D E V U
Büyük randevu. Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun  tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
C A N I M    İ S T A N B U L
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar,
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale..
 
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım..
İ s t a n b u l ,
İ s t a n b u l
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik..
Bulutta şaha kalkmış, Fatih’ten kalma kirli at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyon kırat..
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken, ağlar Karaca Ahmet..
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İ s t a n b u l ,
İ s t a n b u l ..
 
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yedi dünyadan mahzun resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar..
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibimi..
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İ s t a n b u l ,
İ s t a n b u l ..
 
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler.!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler..
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar..
Gecesi sümbül kokan,
Türkçesi bülbül kokan,
İ s t a nb u l ,
İs t a n b u l ..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
GENÇLİĞİNE GÜVENİP
VAKİT ÇOK ERKEN DERKEN;
BELKİ ELVEDA BİLE
DİYEMEZSİN GİDERKEN.!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
G  U  R  B  E  T
Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet.!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet.!
 
Titrek parmağınla tutup tığını,
Alnıma işleme kır ışığını,
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet.!
 
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözüm de besle.!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
GÜZEL ŞEY
Ölüm güzel şey
Budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı,
Ölür müydü Peygamber.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
HAYAT  EKSİKTİR
Hayat mayat diyorlar
Benim gözüm mayatta
Hayatın eksiği var
Hayat eksik hayatta..
 
Takınsam kanat manat
Kuş muş olup seğirtsem
Bomboş vatana inat
Matana doğru gitsem..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
Hayvandan insana dönen yoktur,
Ama; İnsandan hayvana dönen çoktur.!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
İKİ ÇEŞİT İNSAN  
İki çeşit insan vardır;
Zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen,
Zaman geçtikçe yüzsüzleşen.!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
İLK  ŞİİRİ
“Sevdiğime kul oldum,
Güzelliği seçeli.
Varlıkta yoksul oldum,
Benliğimden geçeli..
 
Vücut ruha ağ gibi,
Bir düğümlü bağ gibi.
Muhabbet menbai gibi,
Kevserimden içeli..”
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
İnsan sevme hissini israf etmemeli,
Kim ne kadar sevilmeye layıksa,
Onu o kadar sevmeli..
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
İŞİM  ACELE
Gökte zamansızlık hangi noktada,
Elindeyse yıldız yıldız hecele.
Hüküm yazılıyken kara tahtada,
İnsan yine çare arar acele.!  
 
Gençlik.. Gelip geçti.. Bir günlük süstü,
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü,
Eser darmadağın, emek yüzüstü,
Toplayın eşyamı, işim acele.!
Necip Fazıl KISAKÜREK – 1972 
 
 
K   A   D   E   R
Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı ;
Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
K A D I N  –  II
Kadından kendisinde olmayanı isteriz,
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
K A L D I R I M L A R
I.
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
 
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
 
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler..
Üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor,
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
 
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
 
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum.!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.!
 
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi füzeler.
Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
 
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları..
 
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
 
II.
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın.!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın.!
 
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun göz bebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
 
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünya da taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
 
Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur.!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları..
 
III.
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir an, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime, der.
 
Onda bir temas gibi rüzgar beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Hey hat, o ince bir ruh, bense etten bir kalıp.
 
Arkamda bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına ram oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde, soyunan bir karaltı. 
 
Varsın, bugün bir aç doymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek; serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yar gibi başımdan..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
N    A    M    A    Z
Namaz, sancıma ilaç, yanık yerime melhem;
Onsuz, ebedi  hayat  benim olsa istemem.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
N E    A R I Y O R U M
An oluyor bir garip duyguya varıyorum,
Ben bu sefil dünya da acep ne arıyorum?
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
O
O, Allah’ın  emriyle, Kainat  Efendisi ;
Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
ÖMRÜN İLK YARISI;
İKİNCİ YARISINI BEKLEMEKLE,
İKİNCİ YARISI DA;
İLK YARISININ HASRETİYLE GEÇER..
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
ÖNÜNE GELENLE DEĞİL,
SENİNLE ÖLÜME GELENLE
BERABER OL.!  
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
Öz anne-babasını
huzur evine gönderip,
evde kedi köpek besleyen insanların
olduğu bir ülkede yaşıyoruz maalesef..!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
SAKARYA  TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benim se alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat.!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın Türk Tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava kor, bu dava öksüz, bu dava büyük.!
 
Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya.!
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
 
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnızca acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an.!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, Cömert Nil, Yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir.!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
 
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.!
 
 
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kaf dağını aşsalar, bel ki çeker de bir kıl.!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl.!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık  A l l a h  yolunun.!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider.!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz.!
 
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya.!
Necip Fazıl KISAKÜREK – 1949
 
 
S  A  Ç  L  A  R  I  N
Saçların çırılçıplak omuzundan aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi.
İçinde, ezgin bir his duyacaksın,
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi..
 
Saç tel tel, örtüler hep tül tül düşer,
Gözümün değdiği yere gül düşer;
Sonunda sana da bir gönül düşer,
Gönlünün şimdi ki duygusu gibi..
 
Dillerde dökülüp sayılır saçın,
Sıcak nefeslerle bayılır saçın,
Bir tütsüdür, kalbe yayılır saçın,
Kararan gözlerin buğusu gibi…
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
S  A  N  A  T
Anladım ki işi, sanat.!
ALLAH’ı aramakmış;
Marifet bu,
Gerisi yalnız çelik çomakmış..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
S O N B A H A R
Aslında yaprak sıkılmıştı ağaçtan,
…….Bahaneydi sonbahar.!
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
SURDA  BİR  GEDİK  AÇTIK
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes,
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es..
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
T A M   O T U Z   Y I L
Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum.
Necip Fazıl KISAKÜREK
     
 
U   T   A   N   S   I   N
Tohum saç, bitmezse toprak utansın.!
Hedefe varmayan mızrak utansın.!
 
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen.!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın.!
 
Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın.!
 
Üstada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın.!
 
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın.!
 
Ey bin bir tanede solmayan tek renk ;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın.!
Necip Fazıl KISAKÜREK
 
 
V   E   D   A
Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin.!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin.!
 
Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin.!
 
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin.!
Necip Fazıl KISAKÜREK – 1923
 
 
VERENDE “O”  
Verende “O”,
Alanda “O”.
Nedir senden gidecek.
Telaşını gören de
Can senin zannedecek..
Necip Fazıl KISAKÜREK 
 
 
Yola çıktıklarını
Yolda bulduklarına değişirsen;
Hem yolunu kaybedersin,
Hem dostunu..
Necip Fazıl KISAKÜREK

Bir Yorum Yazın