Ömer Erdem

 
 
          Ö  M  E  R      E  R  D  E  M  
             1967 yılında doğdu.  İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesini bitirdi. İlk
şiiri Diriliş dergisinde yayınlandı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Kaşgar  dergisinin
kurucuları arasında yer aldı. Bu güne kadar yedi şiir kitabı çıkardı.  Son şiir kitabı
“Kör” 2012 yılında basıldı.  Zaman Cumartesi ve  Radikal Kitapta haftalık yazılar
yazmayı sürdürüyor ve İstanbul’da yaşıyor.
 
 
I     l     g     ı     n
şimdiki halim kaç kişiyi birden yaşıyor bende
bir halimi bir bebek gibi gezdirirken
diğer halim dalgın dalgın yürüyor önümde
hem bebek hem de dalgın halimi yaşayan
bir tanımsız ve kendimi bilmez halim var ki
ben bile tanıyamadım onu daha
o bazen gazete okurken çıkabiliyor karşıma
kaynayan su buharında
güneş oklarına yeni düşüyor
koşup gelmiş gibi şehrin uzak bir yerinden
oturacak yer bulamamış
zıplıyor nefes nefese
pers imparatorluğunun devrilişini görmüş gibi
ciğerleri ateş bezesi
ne gözlerinde yatak sorusu
ne kaşında gözünde oynama
başka bir halime geçmek için
sıra bekliyor
kaç hale bürünebilir kişi şu evrende birden
bir at bir kaplanın düşünü göremezken
karışamazken gülün gövdesi çimenin yeşiline
aynı toprakta yeşerse bile
dumanın huyu bir değilken suyla
şu insan şu bitmez imkan
bende halden hale giriyor
bitkiden hayvana eşyadan ruha kadar
her şey oluyor her cinse bürünüyor
şimdiki halimde aynen böyle
bir ılgın kedisi gibi gergin gözleriyle
sakin bir delik arıyor pençesinde sakladığı tüylerine
arıkuşlarının çitlembiklerin ve kardeş dikenlerin yanında
bir huy bir esenlik gölgesi istiyor
kundaktaki bebek ne bilir daha ileri gitmeyi
sanki bilirmiş gibi sağ yanımdaki halime
kağıtlara sarılmış kibrit okları veriyor
bunları yak diyor bunları ateşle
daha sakin daha yol gösterici halim
susun susun diyor ikisine de
dünya kötü değil
dünya kötü değil
dünya kötü değil
-içinden yükselen sese hiç inanmasa bile-
söyleyin kaç hale geçebilir kişi şu yeryüzünde
benim şimdiki halim dünkü halimden de çıkmış
binlerce giyilmiş ceket yığını içinde
kendi kırışığını yitirmiş de şaşkın
her gün alıştığım ses
ilkin boğazıma takılıyor
sonra da kayalıklara çarpar gibi
aşıp boyumu kulaklarımı duymaz kılıyor
ellerim benim bazen
ayaklarım tavşan eti
bir kiraz gövdesine asılmış
sazlık kamışı
ve aradan sızan bir başka halim
sığmış da ateş salıncağına
oturup mektup yazıyor otuz üç yıl sonraki bana
dili ince alay kılıcı
bir yaz şapkası kızgın güneşte
bir genç ve güzel kadın bileği uzanmış da billur bir bardağa..
kuşa gösterilen gökyüzü  
alıcısız  
alıcısız bir mektup kağıdın boşluğunda öylece..  
 
En çok korktuğunuz şey nedir?  
Korkudan korkmaz hale gelmek en çok korktuğum şeydir.  
Hiç korkmadığınız şey nedir?
 
Henüz öyle bir şeye rastlamadım..
Ömer ERDEM
 
 
 
Ü   s   k   ü   d   a   r
Üsküdar Asya’dır Çin’e kadar
her kış
bırakırsa da köpük saçlı kızlarını
kıyıya
öfkeli bir yağmurla iner rüzgar..
 
mihrimah güneş saati
yanından ince dar bir merdiven uzar
soğuk
ve dönmez bir kilit çocuk kütüphanesi
önünden insanlar yürür ve susar..
 
Şemsipaşa
ceviz bir cami, demirinden
yan gözle Cihangir’e bakar
demişti ki Tanpınar
Üsküdar uçarsa gider İstanbul
yürüyemez sokaklarında çocuklar..
 
Üsküdar Asya’dır, Çin’e kadar..
Ömer ERDEM

Bir Yorum Yazın